ÇEVRE POLİTİKASI BAĞLAMINDA AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDEKİ SON GELİŞMELER

Fikret MAZI* ve Uğur YILDIRIM**

Özet

3 Ekim 2005 tarihinden itibaren AB, Türk çevre politikasına yön vermektedir. Bu çalışmada Müzakere Çerçevesi Belgesi kapsamında AB’nin çevre politikası alanında müzakere sürecine yönelik beklentileri ve AB’nin Türk Çevre Politikası Üzerine Etkileri ortaya konacaktır. Ayrıca 2008 ve sonrasına ışık tutacak bazı belgelerin incelenmesi ve bunun Türkiye’nin çevre politikası üzerine etkileri değerlendirilecektir. Bu çalışmada, resmi belgelerin derlenmesi, konuya ilişkin yerli ve yabancı kaynakların taranması, bilgilerin kuramsal bir çerçevede değerlendirilmesi yöntemi uygulanacaktır.

Bu çalışmanın amacı; çevre alanı başta olmak üzere siyasi, toplumsal ve ekonomik yaşamda olumlu/olumsuz yönleriyle bir değişim süreci başlatacak olan AB’ye tam üyelik sürecinin Türkiye’nin çevre politikası üzerinde sağlayacağı değişimleri tartışmak olacaktır.

 

Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Türk Çevre Politikası, 2008 Gelişmeleri

 

THE RECENT DEVELOPMENT IN ENVIRONMENTAL POLICIES BETWEEN EUROPEAN UNION AND TURKEY RELATIONSHIP

Abstract

EU has led the Turkish Environmental Policies since 3rd of November 2005. In this study, the expectations of EU regarding negotiation process under the negotiation framework document and EU’ effect on Turkey’ environmental policies will be presented. Besides, some important documents will be analyzed in order to shed light to 2008 and beyond and to evaluate the effects on Turkey’s environmental policies. To achieve these objectives outlined above, the information from various sources such as official documents, local and international articles and documents will be collected, analyzed and evaluated from theoretical perspectives.

The aim of this study is to discuss the process of changes with respect to social, political, economical and environmental  policies of Turkey initiated by Turkey’ full accession to EU.

 

Key Words: European Union, Turkey Environmental Policies,  Development in 2008

 

GİRİŞ

Son dönemde hem küreselleşme hem de çevrenin korunması konusu, dünya gündeminin en önde giden konu başlıklarındandır. Küreselleşme çerçevesindeki ekonomik ve siyasi gelişmeler, çevreyi önemli ölçüde etkilemekte, buna karşılık çevrenin korunması konusunda yapılan yoğun çalışmalar küreselleşmenin olumsuz sonuçlarını azaltmada etkili olmaktadır. Çevre sorunları ise doğası gereği, çok daha fazla küresel özellik kazanmakta, uluslararası toplum ise çözümünün o ölçekte olmasını istemektedir. Bu nedenlerle uluslararası aktörler olarak sıralayabileceğimiz Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, BM gibi küresel ölçekli örgütler ile OECD gibi bölgesel işbirliği örgütleri ve Avrupa Birliği (AB) gibi ulus üstü örgütler, çevre konusunda önemli çalışmaları organize etmek ve hatta uygulamaya geçirmede lider rolü üstlenmekte, bu anlamda tüm bu gelişme ve çabaların diğer ülkeleri olduğu gibi Türkiye’yi de etkileyeceği öngörülmektedir. Adı anılan örgütler içerisinde çevresel sorunlarda en güçlü ve etkili görüneni şüphesiz AB’dir. Bu çalışmada AB ele alınacak ve Birliğe tam üyelik sürecinin Türkiye’nin çevre politikası üzerindeki etkisi tartışılacaktır.

Adaylığını resmen kabul ettiği ve müzakerelere başlayacağını ilan ettiği 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren AB’nin, Türk çevre politikasına yön verdiği bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, başta Müzakere Çerçevesi Belgesi olmak üzere AB’nin müzakere süreci esnasında ve özellikle Kasım ayında yayınlanan 2008 İlerleme Raporu’nda Birliğin Türkiye’den çevrenin korunmasına yönelik beklentileri ile bugün ve gelecekte Türk Çevre Politikası üzerine etkilerini ortaya koymak olacaktır. 2008 yılında kabul edilen Katılım Ortaklığı Belgesi ve bunun karşılığı olarak nitelenen ve 2008’in son günlerinde kabul edilen Türkiye Ulusal Programında yer alan hükümler ve çevre adına taahhüt edilenler ile bunların AB çevre mevzuatına uyumu analiz edilecektir.

       AB Çevre Politikasının temelini oluşturan; AB Çevre Eylem Programları, AB Çevre Direktifleri, AB kurucu anlaşması olan Roma Anlaşması'na eklenen çevreyle ilgili maddeler, ESPOO (Sınır ötesi ÇED) Sözleşmesi, AB Çevre politikasının önemli ilkeleri olan yerellik (subsidiarity), sürdürülebilirlik, kirleten öder ve sıfır tolerans gibi temel ilke ve hedefleri ile Türk Çevre Politikası ve özellikleri bu çalışmanın kapsamı dışında tutulmuştur*. 

Türk Çevre Politikasına Yön Veren AB Çalışmaları

Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Temmuz 1959'da Topluluğa üye olmak için başvurmuş, 10–11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde oybirliği ile AB'ne aday ülke olarak kabul edilmiştir. 2004 yılının Aralık ayında Brüksel'de yapılan AB Konseyi Zirvesi’nde, Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına oybirliğiyle karar verilmiştir. Bu karar sonucunda ve Avrupa Komisyonu’nun 6 Ekim 2004’te hazırladığı rapor ve tavsiye kararı doğrultusunda “Katılımcı Ülke (Accesion Country)” statüsüne sahip olan Türkiye’nin; Katılım Ortaklığına uyum sağlamak için hazırlanacak çevre stratejisi dokümanında kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri ortaya koyması ve bu doğrultuda çevre müktesebatını uygulaması gerekmiştir.

3 Ekim 2005 tarihinden bu yana AB, Türk çevre politikasına bazı resmi belgeler ile yön vermektedir. Müzakere Çerçeve Belgesi, 2008’de yayınlanan Komisyonun Genişleme Stratejisi, Katılım Ortaklığı Belgesi, her yıl yayınlanan ilerleme raporu ile 2008 yılında çevre politikası konusunda en çok tartışma konularından biri olan çevre politikasının Avrupalılaşması ve Lizbon Anlaşması’nın da burada incelenmesi gerekir.

1. Müzakere Çerçeve Belgesine Göre Çevre Politikası

AB, 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile yürüteceği katılım müzakerelerinin temel esaslarını belirleyen “Müzakere Çerçeve Belgesi”ni (www.dpt.gov.tr, 2009) kabul etmiştir. Esas olarak, 17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesi kararları üzerine inşa edilen bu belge, süreç boyunca yaşanan gelişmeler ve üye ülkelerin tutumları doğrultusunda şekillenerek nihai halini almıştır.

23 maddeden oluşan Müzakere Çerçeve Belgesi, müzakereleri düzenleyen ilkeler, müzakerelerin esası ve müzakere usulleri olmak üzere üç bölüme ayrılmaktadır.

Türkiye açısından öncelikle Müzakere Çerçeve Belgesinin 2. maddesinde yer alan “müzakerelerin ortak hedefi üyeliktir” ifadesi önem arz etmektedir. Bu ifade, uzun ve zorlu olacağı en başından bilinen, ancak sonucunda bir dönüşüm sağlayacak sürecin başlangıcını ifade etmektedir. İkinci olarak Müzakere Çerçeve Belgesi, ilgili tarafların isteklerinin bir bölümünü elde ettikleri bir uzlaşı metni olarak değerlendirilmektedir. Bir yandan, farklı üye ülkelerinin farklı önceliklerini birleştiren, diğer yandan da Türkiye’nin beklentilerine cevap verebilen bir metne ulaşmak, AB açısından da son derece zor olmuştur. Bu nedenle, çerçeve metin içinde yoruma açık gri alanlar ortaya çıkmıştır. Katılım müzakerelerinin sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için her şeyden önce bu konuların netleştirilmesi gereklidir.

Üçüncü olarak Müzakere Çerçeve Belgesiyle Birlik, nükleer güvenliğe ve çevrenin yüksek düzeyde korunmasına büyük önem atfettiğini vurgulamak suretiyle ilgili alanlarda Türkiye tarafından girişilecek faaliyetlerde bu konunun dikkate alınacağını üst düzeyde ifade etmiştir. Bu, müzakere sırasında çevrenin korunması konusunun göz ardı edilemeyeceği, aksine konuya daha fazla vurgu yapılacağı anlamına geldiğinden, Türkiye’nin yalnızca çevresel faaliyetleri değil, çevreyi etkileyen diğer ekonomik faaliyetleri de çevre odaklı olarak değerlendirilecek ve etkisi altına alınabilecektir.

2. Genişleme Stratejisine Göre Çevre Politikası

Avrupa Komisyonunun Avrupa Parlamentosu ve Konsey'e iletilmek üzere hazırlanan 2008–2009 yıllarını kapsayan genişleme stratejisinde, Birliğin şu anki genişleme stratejisinin temelinde Batı Balkanlar ve Türkiye'nin olduğu belirtilerek, tüm adayların gerekli ekonomik ve politik ilerlemeleri sağlayıp kriterleri yerine getirdikleri takdirde tam üyeliğin gerçekleşeceği bildirilmektedir. Belgenin esas bölümü olan 2008–2009 yılı genişleme stratejisi, Türkiye'den ziyade Batı Balkanlar'daki ülkelerin Birliğin entegrasyonuna ilişkin analizler ve perspektifler sunmaktadır (www.euractiv.com.tr, 2009).

Genişleme stratejisi Türkiye ve çevre açısından incelendiğinde; AB’ye göre, Türkiye üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetini geliştirmiştir. Alanların çoğunda ilerleme kaydedilmiştir. Malların serbest dolaşımı, fikri mülkiyet hakları, anti tröst politikası, enerji, işletmeler ve sanayi politikası, tüketicinin korunması, istatistik, Trans-Avrupa Ağları ve bilim ve araştırma gibi birçok alanda uyum sağlanması yolunda önemli adımlar atılmıştır.  Bununla birlikte,  çevre,  devlet yardımları,  kamu alımları,  sosyal politika ve istihdam şirketler hukuku,   gıda güvenliği,   veterinerlik ve bitki sağlığı politikaları ve hizmetlerin serbest dolaşımı gibi alanlarda uyum çabalarının sürdürülmesi gerekmektedir (www.bumko.gov.tr, 2009).

Çevre alanında, katılım öncesi çevresel tehditlerle ortaklaşa mücadele edilebilmesi için yeni bir bölgesel işbirliği mekanizması geliştirilmektedir (www.bumko.gov.tr, 2009).

Çevreye ilişkin olarak,  hava kalitesi,  atık yönetimi ve merkezi düzeyde idari kapasitenin geliştirilmesi konularında Türkiye ilerleme kaydetmiştir. Ancak, bu alanda genel uyum düzeyi düşüktür.  Sanayiden kaynaklanan kirlilik,  risk yönetimi ve GMO’lar konularında ilerleme sağlanamamıştır. Yenilenebilir enerji ve enerji verimlili alanlarında ulusal hedefler henüz belirlenmemiştir (www.bumko.gov.tr, 2009).

3. Katılım Ortaklığı Belgesine Göre Çevre Politikası*

Avrupa Konseyi’nin 1997 Aralık ayında Lüksemburg’da yapılan toplantısında, Katılım Ortaklığı Belgesinin, aday ülkeye yönelik her türlü yardımı, tek bir çerçeve içerisinde harekete geçirecek şekilde, güçlendirilmiş katılım öncesi stratejinin anahtar bir unsuru olmasını kararlaştırdı. Bu bağlamda Topluluk, yardımlarının, katılım hedefini dikkate alarak belli sorunların aşılmasına yardımcı olmak üzere her bir aday ülkenin belirli ihtiyaçlarına yönelik olmasını hedeflemektedir.

Türkiye için ilk Katılım Ortaklığı, Konsey tarafından Mart 2001 tarihinde kabul edilmiştir. Komisyon’un genişlemeye ilişkin Ekim 2002 tarihli Strateji Belgesinde, Komisyon’un Türkiye için gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklığı önereceği belirtilmiştir. Gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklığı, Mart 2003 tarihinde Komisyon tarafından sunulmuş ve aynı yıl Mayıs ayında Konsey tarafından kabul edilmiştir. Komisyon Ekim 2004 tarihli tavsiyesinde, siyasi reform sürecinin devamlılığının ve geri dönülemez özellikte olmasının garanti altına alınması görüşüyle AB’nin siyasi reformları yakından izlemesi gerektiğini önermiştir. Komisyon özellikle, gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklığının 2005 yılında kabul edilmesini önermiş ve Ocak 2006 tarihinde de Konsey tarafından kabul edilmiştir. Ortaklık belgesinde yer alan kısa vadeli önceliklerin uygulanmasında beklenen ilerleme izlenerek, her yıl ortaklık belgesi güncellenecektir. Bu yüzden Komisyon Katılım Ortaklığı Belgesinin yenilenmesini önermektedir. En son 18.02.2008 tarihli Türkiye ile Katılım Ortaklığının Kapsadığı İlkeler, Öncelikler ve Koşullara Dair Konsey Kararı, AB Resmi Gazetesinin 26.02.2008 tarihli L 51/4 sayılı nüshasında yayınlanarak Kararın dördüncü maddesi uyarınca 1 Mart 2008 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.

18 Şubat 2008 tarihli Konsey toplantısında şu konular kararlaştırılmıştır:

Katılım Ortaklığı belgesinin uygulanması, Ortaklık Anlaşmasıyla kurulan organlarca ve Komisyon’un yıllık raporları temelinde Konsey tarafından incelenecek ve izlenecektir.

Türkiye’nin, Katılım Ortaklığı’nın önceliklerine uygun bir takvim ve belirli önlemleri içeren bir plan geliştirmesi gerekmektedir.

Gözden Geçirilmiş Katılım Ortaklığı, Türkiye’ye üyelik için hazırlıklar sırasında yardımcı olmak üzere kullanılacak bir dizi politika aracı için zemin hazırlamakta, özellikle gelecek siyasi reformlar için bir temel ve gelecekte kaydedilecek ilerlemenin ölçülmesi açısından bir kıstas oluşturmaktadır.

Katılım Ortaklığı Belgesi’nde İlkeler başlığında Türkiye için belirlenen öncelikler, 1993 Kopenhag Avrupa Konseyi tarafından belirlenen kriterleri ve 3 Ekim 2005 tarihinde Konsey tarafından kabul edilen müzakere çerçevesindeki gereklilikleri karşılama kapasitesi ile ilgilidir.

Katılım Ortaklığı Belgesi’nin öncelikleri; ilgili ülkenin birkaç yıl zarfında bunları tamamlayabileceği veya kayda değer bir şekilde daha ileri götürebileceği yönündeki gerçekçi beklenti temelinde seçilmiştir. Bir veya iki yıl içerisinde yerine getirilmesi beklenen kısa vadeli öncelikler ile üç veya dört yıl içerisinde yerine getirilmesi beklenen orta vadeli öncelikler arasında bir ayrım yapılmıştır. İlgili öncelikler hem mevzuat hem de uygulamayla ilgilidir.

Gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı, Türkiye’nin üyelik hazırlıkları ile ilgili öncelikli alanları belirlemektedir. Bununla beraber Türkiye, ilerleme raporlarında belirtilen tüm konulara eğilmeli ve siyasi reform sürecini, geri dönülmeyeceğini garantileyecek ve ülke çapında ve idarenin tüm düzeylerinde aynı şekilde uygulanmasını sağlayacak şekilde sağlamlaştırmalıdır. Türkiye’nin, Ortaklık Anlaşması’nın, Gümrük Birliği’nin ve AT-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin tarım ürünleriyle ilgili ticaret rejimi gibi ilgili kararlarının koşullarına uygun olarak müktesebatın uygulanması ve yasal uyumlaştırma yükümlülüklerini yerine getirmesi ayrıca önem taşımaktadır.

Katılım Ortaklığı Belgesi’nde çevre açısından kısa vadeli öncelikler olarak;

- Müktesebatın kademeli olarak iç hukuka aktarılması, uygulanması ve yürürlüğe girmesi için, kilometre taşlarının ve takvimin belirlendiği, ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde gerekli kurumsal kapasitenin ve mali kaynakların oluşturulmasına yönelik planları da içeren kapsamlı bir stratejinin kabul edilmesi.

- İdari kapasitenin güçlendirilmesinin yanı sıra, özellikle, sınır aşan durumları da içeren çevresel etki değerlendirmesi gibi yatay ve çerçeve mevzuatın iç hukuka aktarılması, uygulanması ve yürürlüğe konmasına devam edilmesi.

- Ulusal Atık Yönetimi Planı’nın kabul edilmesi.

Katılım Ortaklığı Belgesi’nin çevre açısından orta vadeli öncelikleri olarak;

- Çerçeve mevzuat, uluslararası çevre sözleşmeleri ile doğa koruma, su kalitesi, kimyasallar, endüstriyel kirlilik, risk yönetimi ve atık yönetimi ile ilgili müktesebatın iç hukuka aktarılmasına ve uygulanmasına devam edilmesi.

- Çevresel gereksinimlerin diğer sektörel politikalara entegre edilmesinin izlenmesi.

Katılım Ortaklığı Belgesi’nin programlamaya yönelik olarak; Katılım Ortaklığı Belgesi’nde belirtilen önceliklere yönelik mali yardım, iki mali araç aracılığı ile sağlanacaktır: 2006 yılında ve öncesinde kabul edilen programlar, Türkiye için katılım öncesi mali yardıma ilişkin 17 Aralık 2001 tarihli ve 2500/2001 sayılı Konsey Tüzüğü’ne göre uygulanacaktır. 2007’den itibaren kabul edilen proje ve programlar ise 1085/2006 sayılı Komisyon Tüzüğü’ne göre uygulanacaktır. Her iki araç uyarınca da, Komisyonun alacağı finansman kararlarını izleyen Türkiye ve Komisyon arasında finansman anlaşmaları imzalanacaktır. Finansman anlaşmaları, somut programların uygulanabilmesi için yasal dayanak işlevi görmektedir. Türkiye ayrıca çok ülkeli ve yatay programlardan da fon elde edebilecektir.

Katılım Ortaklığı Belgesinin koşulları;

Türkiye'nin katılım öncesi araçlar yardımıyla projelerin finansmanına yönelik Topluluk yardımından yararlanması; 1/95 sayılı Gümrük Birliği Kararı ve diğer kararlar da dâhil olmak üzere Türkiye'nin AT-Türkiye Anlaşmaları’ndan kaynaklanan taahhütlerine uyması, Kopenhag Kriterleri’ni etkili bir biçimde karşılaması ve özellikle işbu revize edilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan önceliklerin yerine getirilmesi doğrultusunda ilerleme kaydetmesi koşuluna bağlıdır. Bu genel koşulların yerine getirilmemesi durumunda Konsey, (AT) 2500/2001 sayılı Tüzüğün 5. maddesine ya da 1085/2006 Konsey Tüzüğü’nün (IPA) 21. maddesine dayanarak mali yardımın askıya alınmasına karar verebilir. Her bir yıllık programa özel koşullar da eklenir. Finansman kararlarını Türkiye’yle imzalanacak bir finansman anlaşması izleyecektir.

Katılım Ortaklığı Belgesinin izlenmesi ve uygulanması, Ortaklık Anlaşmasıyla oluşturulmuş mekanizmalar kullanılarak ve Komisyonun İlerleme Raporları aracılığıyla gerçekleştirilir. Ortaklık Anlaşması alt komiteleri, Katılım Ortaklığı Belgesindeki önceliklerin uygulanmasını ve yasaların yakınlaştırılması, yürürlüğe konması ve uygulanması konusunda kaydedilen ilerlemeleri gözden geçirme fırsatı da sağlar. Ortaklık Komitesinde, Katılım Ortaklığı Belgesindeki önceliklerin yerine getirilmesine ilişkin gelişmeler, ilerlemeler ve karşılaşılan sorunların yanı sıra alt komitelerden aktarılan daha spesifik konular da ele alınmaktadır. Katılım öncesi mali yardım programlarının izlenmesi, bir Ortak İzleme Komitesi (JMC) / IPA İzleme Komitesi aracılığıyla Türkiye ve Avrupa Komisyonu tarafından birlikte yürütülür. İzlemenin etkin olmasının sağlanması için, her bir finansman anlaşması kapsamında finanse edilen proje, elde edilen sonuçlarla ilgili doğrulanabilir ve ölçülebilir göstergeler içermelidir. Bu göstergelere dayanan izleme; Komisyona, JMC/IPA İzleme Komitesine ve Türkiye’ye ihtiyaç duyulduğunda programların yeniden düzenlenmesinde ve yeni programların oluşturulmasında yardımcı olacaktır. JMC /IPA İzleme Komitesi, katılım öncesi programlar tarafından finanse edilen eylemlerin Katılım Ortaklığı Belgesiyle uyumlu olmasını temin eder. Katılım Ortaklığı Belgesi, gerekli görüldüğünde 390/2001 sayılı Komisyon Tüzüğünün 2. maddesi uyarınca değişiklik yapmaya devam edecektir.

4. İlerleme Raporuna Göre Çevre Politikası*

AB Belgelerinden olan İlerleme Raporları ile AB Türk Çevre Politikası ve AB’nin bizden beklentilerini ortaya koymaktadır.

İlerleme raporunun 18. faslında -İstatistik başlığında- sektörel istatistiklere yer verilirken burada Çevre istatistiklerinde, belediye suyu, atıksu ve çevre harcamaları istatistikleri alanlarında ilerleme kaydedildiği vurgulanmaktadır.

İlerleme raporunun 27. faslında Çevre detaylı olarak incelenmektedir.

Yatay mevzuat alanında bir miktar ilerleme kaydedilmiştir. Çevresel Etki Analizi Direktifi (ÇEA) büyük oranda aktarılmıştır. Ancak, kamuya danışma ve sınır ötesi istişare usulleri tam uyumlu değildir. Türkiye, Kyoto Protokolü’nü henüz imzalamamış, Espoo ve Aarhus Sözleşmelerine taraf olmamıştır. Emisyon Ticareti Direktifi iç hukuka aktarılmamıştır. Sera gazı emisyon ticareti planı henüz oluşturulmamıştır. Stratejik Çevre Analizi (SEA) Direktifi’nin aktarılması erken bir aşamadadır. Çevre sorumluluğu, halkın katılımı ve halkın çevre konularında bilgiye erişimine ilişkin müktesebatın aktarılması konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Türkiye, Topluluk sivil savunma mali aracına katılımına ilişkin mutabakat muhtırası üzerinde müzakerelere de henüz başlamamıştır.

Hava kalitesine ilişkin olarak Türkiye, hava kalitesi çerçeve mevzuatı ve ilgili direktiflerle uyum konusunda iyi ölçüde ilerleme sağlamıştır. Evlerdeki ısıtma sistemlerinde kullanılan sıvı yakıtlardaki kükürt oranı konusunda da ilerleme kaydedilmiştir. Marmara’da bir temiz hava merkezinin kurulmasıyla, bölgesel hava kalitesi konusundaki idari kapasite iyileştirilmiştir. Uçucu organik bileşen emisyonları, belirli sıvı yakıtlardaki kükürt oranı ve ulusal emisyon tavanları konusundaki müktesebata dair mevzuata ilişkin ilerleme olmamıştır.

Atık yönetimine ilişkin müktesebata uyum konusunda bir miktar ilerleme kaydedilmiştir. Poliklorlu bifeniller (PCB ve PCT) ve atık yağların kontrolüne ilişkin uygulama mevzuatı kabul edilmiştir. Ayrıca, elektrikli ve elektronik cihazlarda bazı tehlikeli maddelerin kullanımının kısıtlanması ve istihraç sanayi alanlarının restorasyonu ve yönetimi kabul edilmiştir. Bu alanda uyum ileri bir safhadadır. Ancak, Türkiye’nin ulusal atık yönetimi planı bulunmamaktadır. Kullanım ömrü dolmuş araçlar ve atık elektrikli ve elektronik cihazlara ilişkin ilerleme çok sınırlı olmuştur. Toprak doldurma direktifine ilişkin hiçbir ilerleme sağlanmamıştır.

Su kalitesi konusunda az miktarda ilerleme kaydedilmiştir. Su kirliliğinin önlenmesine ilişkin mevzuatta bir değişiklik yapılmıştır. Bununla birlikte, genel uyum düzeyi düşük kalmıştır. Su yönetimine ilişkin kurumsal çerçeve, akarsu havzası temelinde düzenlenmemiştir. Su konularına ilişkin sınır aşan istişareler başlangıç aşamasındadır.

Doğanın korunması alanında sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Türkiye, hayvanat bahçelerinin kurulması ve yönetimine ilişkin müktesebata uyum sağlamıştır. Ancak, uyumlaştırma ve uygulama düzeyi çok düşük kalmıştır. Yaşam alanlarının yitirilmeye devam edilmesi endişe oluşturmaktadır. Potansiyel Natura 2000 alanlarının listesi henüz derlenmemiştir. Doğanın korunmasına ilişkin bir çerçeve yasa ile kuşlar ve yaşam alanlarına ilişkin uygulama mevzuatı henüz kabul edilmemiştir. Ulusal bio-çeşitlilik stratejisi ve eylem planı hazırlanmış, ancak Hükümet tarafından henüz kabul edilmemiştir.

Endüstriyel kirlenmenin kontrolü ve risk yönetimi konusunda hiçbir ilerleme gözlenmemiştir. Türkiye, Seveso II Direktifi’nin bazı unsurları ve Büyük Bacalı Tesisler ile Atık Maddelerin Yakılmasına İlişkin Direktife uyum sağlamıştır. Ancak, genel anlamda mevzuata aktarma ve uygulama düşük düzeyde kalmıştır. Entegre izin sisteminin uygulamaya konulması henüz erken aşamadadır.

Kimyasallar alanında sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Tehlikeli kimyasallara ilişkin mevzuat değiştirilmiştir. Genel olarak, mevzuata aktarma düşük düzeyde kalmıştır. Etkin uygulama kapasitesi yetersizdir.

Genetik açıdan değiştirilmiş organizmalar konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir.

Gürültü alanında ilerleme sağlanmıştır. Türkiye, uygulama mevzuatının kabul edilmesinin ardından, bu alandaki müktesebatla tam uyumlu hale gelmeye yaklaşmıştır. Ancak, gürültü haritalarının ve eylem planlarının hazırlanması erken aşamadadır.

İdari kapasite alanında bir miktar ilave ilerleme kaydedilmiştir. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından önemli sayıda personel istihdam edilmiş ve eğitilmiştir. Bakanlıkta IPA çerçevesinde çevre programlarının uygulanmasından sorumlu yeni bir daire kurulmuştur. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlanmıştır. Bununla birlikte, bir Ulusal Çevre Ajansı’nın kurulması konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Teftiş faaliyetleri ve doğayı koruma gibi sorumluluklar açık biçimde tanımlanmamıştır. İlgili makamlar arasında tüm düzeylerde eşgüdüm de dâhil olmak üzere, idari kapasitenin daha fazla güçlendirilmesi gerekmektedir. Çevrenin korunmasının diğer politika alanlarına yatay biçimde dâhil edilmesi ve yeni yatırımların çevre müktesebatıyla uyumlu olmasının sağlanması erken bir aşamadadır. Altın aramayı kapsayan Maden Kanunu ve turizm mevzuatı gibi bazı mevzuat, doğal alanlara önemli zarar vermektedir.

2008 İlerleme Raporuna Göre Türk Çevre Politikasını özetleyecek olursak; Türkiye, hava kalitesi konusunda ilerleme ve merkezi düzeyde idari kapasitenin güçlendirilmesi konusunda iyi ilerleme kaydetmiştir. Atık su ve doğa koruma alanlarında bazı ilerlemeler mevcuttur. Ancak, genel uyum düzeyi düşüktür. Türkiye, endüstriyel kirlilik, risk yönetimi ve genetiği değiştirilmiş organizmalar konularında hiçbir ilerleme kaydetmemiştir. Kimyasallar alanında sınırlı ilerlemeden söz etmek mümkündür. Çevresel Etki Analizi’nin yapılmasında yaşanan gecikmeler, uygulama ve uygulatmada ilave iyileşme sağlanmasına engel olmaktadır.

 

 

5. Lizbon Anlaşması’na Göre Çevre Politikası

AB’nin kurumsal yapısında önemli değişiklikler öngören, Avrupa çevre hukukuna etkisi minimum düzeyde olan (Vedder, 2009) Lizbon Anlaşması, 13 Aralık 2007 tarihinde imzalanmıştır. 1 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe girmesi beklenen, ancak topluluk içi bazı gelişmelerden dolayı ertelenen AB Anlaşması ve Avrupa Topluluğu’nu kuran Anlaşmada değişiklikler öngören yeni Anlaşma, Hollanda ve Fransa tarafından reddedilen Anayasa sonrasında Üye Devletlerin farklı kaygılarına cevap verecek şekilde düzenlendi. Anlaşma ile getirilen önemli değişikliklerden bazıları şu şekilde özetlenebilir:

Avrupa Topluluğu’nu kuran Anlaşmanın adı “AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma” olarak değiştiriliyor. “Avrupa Topluluğu” ve “Topluluk” ifadeleri “Birlik” ile değiştirilerek AB’ye tüzel kişilik kazandırılıyor.

Olağan yasama usulü olarak tanımlanan ortak karar usulünün kapsamının genişletilmesi ile Avrupa Parlamentosu’nun rolü güçlendiriliyor. AP’na aynı zamanda Komisyon başkanını seçme yetkisi tanınıyor.

Anlaşmanın imzalanmasından bir gün önce Strasbourg’da kabul edilecek AB Temel Haklar Şartı, bazı Üye Devletlerin (Birleşik Krallık, Polonya) dışarıda kalmasına rağmen, diğer Üye Devletler için hukuki bağlayıcılık kazanıyor.

Lizbon Anlaşması’nın var olan anlaşmalarla karşılaştırıldığında önemli ilerlemeler getirdiği söylenmektedir. Anlaşmanın kurumsal işleyişleri geliştirdiği ve özellikle AB Temel Haklar Şartı’na atıf yapılması sonucunda vatandaşların haklarını artırdığı vurgulanabilir.

Lizbon Anlaşması onay süreci tamamlandığında, AB yeni bir hukuk düzenine geçecektir. Yapılan düzenlemeye göre Lizbon Anlaşması, Maastricht’te AB’yi kuran Anlaşmayı değiştirerek onu AB Anlaşması haline getirecektir. Aynı zamanda Avrupa Topluluğunu Kuran Roma Anlaşmasını da AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma haline getirecektir. Bu haliyle Lizbon Anlaşması bir esasa ilişkin, bir diğeri usule ilişkin Anlaşma tesis ederek AB’nin temellerini eşit statülü iki anlaşmaya dayayarak daha da sağlama almak eğilimindedir. Anlaşmaların çevrenin korunması alanında getirdiği önemli bazı değişiklikler vardır. Bunları sırasıyla ele alırsak AB Anlaşmasından başlamak gerekecektir.

5.1. AB Anlaşması’na Göre Çevre Politikası

            Birliğin amaçlarının sıralandığı 3. maddenin 3. fıkrasına baktığımızda Birliğin amaçlarından birinin, tıpkı kendinden önceki Anlaşma metinlerinde olduğu gibi yüksek düzeyli çevre koruma ve çevre kalitesinin yükseltilmesini esas aldığını görürüz. Ancak bu amaç yine AB’nin sürdürülebilir kalkınmasına endekslenmek suretiyle daraltılmıştır.

             Yine Üye Devletler 4. maddenin 3. fıkrasında Birliğin amaçlarını ve görevlerini yerine getirmesini kolaylaştıracak ve Birliğin hedeflerine ulaşmasına tehdit oluşturacak tüm eylemlerden kaçınacaklardır. AB Anlaşması’nın 5.maddesinin her üç fıkrası üye devletlerce kendilerine yetki devri yapılmış, Birliğin yetkilerini kısıtlamak için getirilmiş ölçütlerle doludur. Bunlar ikincillik (subsidiarity) ve orantılılık (proportionality) ilkeleri olarak bilinmekte ve eskiden olduğu gibi Lizbon sonrası da varlığını sürdürmektedir. Bu maddeyi AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma ile tekrar karşımıza çıkan 4. maddenin (e) fıkrasıyla birlikte okumak gerekecektir. Bu maddeye göre, çevrenin korunması alanı Birlik ve üye devletlerarasında yetkilerin paylaşıldığı alana dâhil edilmiştir. Kısaca söylemek gerekirse çevre alanı -biyolojik deniz kaynaklarının korunması dışında- Birliğin münhasır yetkisine girmeyen bir alandır. Bu alanda üye devletlerle yetki paylaşılmaktadır.

Kendi coğrafi sınırları içerisinde çevrenin korunmasında Birliğe yetki devrinde eli sıkı olan AB Anlaşması, iş üçüncü ülkelerle işbirliğine geldiğinde çok cömert olabilmektedir. Şöyle ki AB Anlaşması’nın 21. maddesi (d) fıkrası gereği,  Birlik öncelikle yoksullukla mücadeleye yardımcı olacak şekilde, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik, sosyal ve çevresel kalkınmasına destek olmak amacıyla uluslararası ilişkiler alanında yüksek düzeyli işbirliği için çalışabilecektir. Yine aynı maddenin (f) fıkrası gereği Birlik sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak amacıyla çevrenin kalitesini korumak ve geliştirmek, küresel doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesini temin etmek için uluslararası önlem geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Bunlar, Birlik politikasının yalnızca Avrupalılaşmasına değil, aynı zamanda dünya politikası haline gelmesine de fırsat verecek düzenlemelerdir.

Yine Lizbon Anlaşması’nın, 191. maddesinin (eski 174.madde) 1. fıkrasında “Bölgesel ya da Dünya çapında çevre sorunlarıyla, özellikle de iklim değişikliği ile mücadelede uluslararası düzeyde önlemler geliştirmek” Birliğin yetkisine bırakılırken ve bu çok olumlu bir gelişme olacakken; aynı maddenin 4. fıkrası birinci fıkradan sapma getirmiştir. İlgili hükme göre, Birlik ve üye devletler kendi yetkileri çerçevesinde üçüncü ülkeler ve yetkili uluslararası örgütlerle işbirliği geliştirebileceklerdir. Hatta bundan da öte 1. fıkra hükmü (yani Birliğin anlaşmalar akdetmesi) üye devletlerin uluslararası örgütlerle müzakerelere girişmek ve uluslararası anlaşmalar akdetmek konusundaki yetkilerini bozmayacaktır. Bu düzenleme eski düzenlemelerin kısmen ifadesi değiştirilmiş halidir.

            Lizbon Anlaşması ile değiştirilen AB Anlaşmasındaki çevreye ilişkin son düzenleme 11. Maddede bulunmaktadır. Bu maddenin bulunduğu bölümde Birliğin alacağı tüm kararlar ve girişeceği tüm faaliyetlerde uyması gereken genel esaslar yer almaktadır. Bunların başında ayrımcılık yasağı, kadın erkek eşitliğinin temin edilmesi gibi konular gelmektedir. İlgili hükümde “çevre korumanın gerekleri, özellikle sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması bakış açısıyla, Birlik politikalarının ve faaliyetlerinin tanımlanması ve uygulanmasına entegre edilmelidir” ifadesi yer almaktadır.

5.2. AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşmaya Göre Çevre Politikası

AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma’da eskiden 174-175 ve 176. maddelerde yer alan çevrenin korunmasına ilişkin hükümler şimdi 20. Başlık altındaki 191-192 ve 193. maddelerin altına yerleştirilmiştir. 191. madde hükümleri aynen 174. madde hükümleri olarak kalmıştır. Yalnızca bir değişiklik vardır. O da 300. madde uyarınca “müzakere edilip akdedilecek anlaşmalar” sözü madde hükmünden kaldırılmıştır ama maddenin özüne ilişkin bir değişiklik yapılmamıştır. Buna karşılık Birliğin karar alma usullerine işaret eden 192. madde hükmü değişikliğe uğramıştır. Madde 192’nin 1. fıkrası yeni karar alma usulü olan olağan karar alma usulünü çevrenin korunmasına uygulayan yeni bir düzenleme getirmiştir. Bu yeni karar alma usulünde -yani olağan karar alma usulünde- Avrupa Parlamentosu ve Konsey, Ekonomik ve Sosyal Komite ile Bölgeler Komitesine danıştıktan sonra, 191. maddede belirlenen hedeflere ulaşmak için Birlik tarafından alınması gereken önlemlerin neler olacağına karar verecektir.

            Buna karşılık aynı maddenin 2. Fıkrası hem ilk fıkradaki karar alma usulünden hem de İç Pazar’a ilişkin uyumlulaştırma önlemlerine ilişkin 114. maddede düzenlenen usulden saparak Konsey’in oybirliği ile ve özel yasama usulüne göre karar alacağı konuları karara bağlamasına fırsat tanımıştır. Özel Karar Alma Usulü’nde Konseyde oybirliği sağlanması yanında Avrupa Parlamentosuna, Ekonomik ve Sosyal Komite ile Bölgeler Komitesine yalnızca danışmak gerekmektedir. Bu usule göre Konsey, özellikle mali etkisi olan, kent ve kırsal alan planlamasını etkileyecek olan, Üye devletlerin farklı enerji kaynakları arasındaki tercihlerini ve onların enerji arzının genel yapısını önemli ölçüde etkileyebilecek olan önlemleri oybirliği ile alabilecektir.

            Oybirliği ve özel yasama usulünün -bu istisna hükmünün- Lizbon Anlaşması düzenlemesinde bir kez daha yer alması, çevre korumacıları endişeye sevk etmektedir. Burada rahatlatan tek şey aynı maddenin alt fıkra ve bentlerinde yukarıdaki düzenlemeyi yumuşatan başka hükümlerin de getirilmiş olmasıdır. İlgili düzenlemeye göre Konsey, Komisyondan gelen öneri üzerine, Avrupa Parlamentosu ve Ekonomik ve Sosyal Komite ile Bölgeler Komitesine danıştıktan sonra, yine oybirliği ile ilk paragrafta sunduğu konuları olağan yasama usulüne uygun hale getirebilecektir. Maddenin 3. fıkrasına göre Birlik için öncelikli hedefler saptayacak olan çevre eylem programları ise Avrupa Parlamentosu ve Konsey tarafından, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e danıştıktan sonra olağan yasama usulüne uygun olarak kabul edilecektir. Bu hükümleri izleyen düzenlemelerde Nice Anlaşması ile getirilen düzenlemeler aynen korunmaya devam edilmiştir.

            Son olarak burada 2008 yılında çevre politikası konusunda en çok tartışma konularından biri olan çevre politikasının Avrupalılaşması konusunda da bilgiler verilecektir.

5.3. Çevre Politikasının Avrupalılaşması

Son genişleme sürecinden bu yana AB’nin içyapılar, politikalar ve süreçler üzerindeki etkisi olağanüstü boyutlardadır ve yalnızca üye devletleri değil; aynı zamanda aday ülkeleri de etkileyip, “Avrupalılaşma” olarak tanımlanan bir ana akımın içerisine sürüklemekte ve dönüştürücü etkiye sahip bırakıp yeniden şekillendirmektedir.

Avrupalılaşma*, bazen AB’nin siyasi ve iktisadi dinamiklerinin zaman içerisinde ve artan bir şekilde ulusal politika inşasının organizasyonel mantığının bir parçası olması olarak adlandırılmakta; (Ladrech,1994: 69) bazen de Avrupalılaşma, Avrupa entegrasyonuna ulusal tepkiler ya da daha fazlası olarak yani AB politikalarına ulusal uyum olarak tanımlanmaktadır (Haverland, 2003:203). 

Avrupalılaşma terimi 1990’lı yıllarda, Avrupa entegrasyonu ya da uyumlulaştırma terimlerinin yetersiz kaldığı durumlar için kullanılmıştır. Burada yalnızca ulusal politikaların AB yükümlülükleri göz önüne alınarak değişikliğe tabi tutulması söz konusu değildir. Bunun yerine hem AB düzeyinde hem de ulusal devletler düzeyinde meydana gelen, entegrasyondan farklı olarak, ulusal politika alanlarının artan bir şekilde Avrupalı politika yapıcıların egemenliğine bırakılması/girmesi olgusu söz konusudur.

Radaelli’ye göre, “Avrupalılaşma öyle bir süreçtir ki, bu süreçte öyle bir yapılaşma ve kurumsallaşma vardır ki, bunların sonucunda resmi ve gayri resmi kurullar, usuller, politika paradigmaları, iş yapma usulleri, paylaşılan kanaatler ve normlar ilk önce AB kamu düzeni ve politikasının oluşturulması kapsamında tanımlanmaktadır ve daha sonra ulusal kimliklerin, politik yapıların ve kamu düzenlerinin bünyesine nüfuz etmektedir”. Bu tanım Avrupalılaşmayı, ilk olarak kurumsal değişim ve aynı zamanda bir politika değişimi süreci olarak görmektedir. İkinci olarak politika transferinin önemine işaret ediyor. Üçüncü olarak da politika değişikliği kavramına geniş bir anlam veriyor (Radaelli, 2003: 27-57).

Çevre Politikası Avrupalılaşıyor mu? Çevre politikasının Avrupalılaşmasını açıklamada “yumuşak” ve “sert” olmak üzere iki ayrı mekanizmanın çalıştığı ifade edilmektedir (Ladi, 2008). Çevre politikasının Avrupalılaşmasında bu mekanizmalara dayalı olarak ikili bir ayırım - usule ve esasa ilişkin politikalar ayırımı- daha yapılmaktadır. Bu ayırıma göre çevre politikası alanında usule ilişkin Avrupalılaşmanın kısmen daha kolaylıkla, buna karşılık esasa ilişkin Avrupalılaşmanın ise daha zorlukla inşa edildiğinden söz edilmektedir (Ladi, 2008). Usule ilişkin politikalarda uygulanan mekanizma daha yumuşak, buna karşılık esasa ilişkin politikalarda uygulanan mekanizma daha sert olarak değerlendirilmektedir.

Roma Anlaşması’nın başlangıç bölümünde ve 2. maddesinde tanımlanan Topluluğun kuruluş amaçlarının, çevreyi de kapsayacak şekilde yorumlanmasıyla 1973-1987 yılları arasında çevre politikalarının oluşturulması mümkün olmuş ve buna paralel olarak esasen çevrenin korunmasına değil, Ortak Pazarın kurulmasına ve kesintisiz işleyişine ilişkin 100. ve Konsey’e yeni yetkiler tanınmasına ilişkin 235. maddelerin geniş yorumuna dayalı bir çevre mevzuatı oluşturulmuş ve uygulanmıştır. Burada çevrenin korunması alanında ne bir entegrasyondan ne de Avrupalılaşma olgusundan söz etmek mümkündür. Ancak ilgili dönemde Avrupa Adalet Divanı’nın aldığı kararlarla çevre politikasının inşası ve Avrupalılaşması konusunda önemli bir katkısının olduğu noktasında da bir kanaat bulunmaktadır. Çevre korumanın, Topluluğun tam olarak ortak politika alanına girmesi ve Avrupalılaşabilmesi için Maastricht Anlaşması ile Roma Anlaşması değişikliğinin yapıldığı 1992 yılına kadar beklemek gerekmiştir. Öte yandan her ne kadar rafa kaldırıldıysa da Taslak Anayasa’nın ortak çevre politikasının yeniden inşası ve anayasallaştırılmak suretiyle Avrupalılaştırılması bakımından önemli düzenlemeler getirmesi bekleniyordu. Son olarak Lizbon Anlaşması, Maastricht’te AB’yi kuran Anlaşmayı değiştirerek onu AB Anlaşması haline, Avrupa Topluluğunu Kuran Roma Anlaşmasını da AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma haline getirecektir.

AB Anlaşması’na göre, Üye Devletler 4. maddenin 3. fıkrası gereği Birliğin amaçlarını ve görevlerini yerine getirmesini kolaylaştıracak ve Birliğin hedeflerine ulaşmasına tehdit oluşturacak tüm eylemlerden kaçınacaklardır. Bu maddenin Avrupalılaşmayı hızlandıracağını düşünenler için orantılılık ve yetki ikamesi ilkesini getiren 5. maddesine de bakmak gerekir. AB Anlaşması’nın 5.maddesinin her üç fıkrası, üye devletlerce kendisine yetki devri yapılmış Birliğin yetkilerini kısıtlamak için getirilmiş ölçütlerle doludur. Bunlar ikincillik (subsidiarity) ve orantılılık (proportionality)  ilkeleri olarak bilinmekte ve eskiden olduğu gibi Lizbon sonrası da varlığını sürdürmekte ve Avrupalılaşmaya kısmi engel oluşturmaktadır. Bu maddeyi AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma ile tekrar karşımıza çıkan 4. Madde (e) fıkrasıyla birlikte okumak gerekecektir. Buna göre, çevrenin korunması alanı, Birlik ve üye devletlerarasında yetkilerin paylaşıldığı alana dâhil edilmiştir. Kısaca söylemek gerekirse, çevre alanı -biyolojik deniz kaynaklarının korunması dışında- Birliğin özel yetkisine girmeyen bir alandır. Bu alanda üye devletler yetki paylaşmaktadırlar ve bu da çevre politikasının Avrupalılaşmasını geciktirmeye yol açmaktadır. Ayrıca, Lizbon Anlaşması da, AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma’nın 191 (eski 174.) maddesinin 4. fıkrasında Avrupalılaşmayı geciktirebilecek paralel bir başka düzenleme daha yapmıştır.

191. maddenin 1. fıkrasında “Bölgesel ya da Dünya çapında çevre sorunlarıyla, özellikle de iklim değişikliği ile mücadelede uluslararası düzeyde önlemler geliştirmek” Birliğin yetkisine bırakılırken; aynı maddenin 4. fıkrası, 1. fıkradan sapma getirmiştir. İlgili hükme göre, Birlik ve üye devletler kendi yetkileri çerçevesinde üçüncü ülkeler ve yetkili uluslararası örgütlerle işbirliği geliştirebileceklerdir. Hatta bundan da öte 1. fıkra hükmü (yani Birliğin anlaşmalar akdetmesi) üye devletlerin uluslararası örgütlerle müzakerelere girişmek ve uluslararası anlaşmalar akdetmek konusundaki yetkilerine zarar vermeyecekti.

AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma’da 20. başlık altındaki 191-192 ve 193. maddelerden Birliğin karar alma usullerine işaret eden 192. madde hükmü değişikliğe uğramıştır. Madde 192’nin 1. fıkrası yeni karar alma usulü olan olağan karar alma usulünü çevrenin korunmasına uygulayan yeni bir düzenleme getirmiştir. Bu yeni karar alma usulünde -yani olağan karar alma usulünde- Avrupa Parlamentosu ve Konsey, Ekonomik ve Sosyal Komite ile Bölgeler Komitesine danıştıktan sonra, 191. maddede belirlenen hedeflere ulaşmak için Birlik tarafından alınması gereken önlemlerin neler olacağına karar verecektir. Burada nitelikli çoğunlukla karar alınması söz konusudur ve bu Avrupalılaşmayı hızlandıran bir usuldür. Buna karşılık aynı maddenin 2. fıkrası, hem ilk fıkradaki karar alma usulünden hem de İç Pazar’a ilişkin uyumlulaştırma önlemlerine ilişkin 114. maddede düzenlenen usulden saparak Konsey’in oybirliği ile ve özel yasama usulüne göre karar alacağı konuları karara bağlamasına fırsat tanımıştır. Özel Karar Alma Usulü’nde Konseyde oybirliği sağlanması yanında Avrupa Parlamentosuna, Ekonomik ve Sosyal Komite ile Bölgeler Komitesine yalnızca danışmak gerekmektedir. Oybirliği ve özel yasama usulü Avrupalılaşmayı yavaşlatan bir mekanizma içermektedir.

6. AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı*

Türkiye’nin, hedeflerine ulaşmasını sağlayacak en önemli projesi AB’ye tam üyeliktir. Türkiye’nin AB ile bütünleşmesi, üretimden tüketime, sağlıktan eğitime, tarımdan sanayiye, enerjiden çevreye, adaletten güvenliğe, günlük yaşamın her alanında köklü değişiklikleri gerektiren, ülkeyi evrensel standart ve uygulamalara götürecek büyük bir reform hareketi ya da toplumsal bir dönüşüm projesidir.

Türkiye ile AB arasında 50 yıla yaklaşan ortaklık ilişkisi, 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığının teyit edilmesiyle birlikte yeni bir sürece girmiştir. 12-13 Aralık 2002 tarihli Kopenhag Zirvesi’nde AB, Avrupa Komisyonu’nun 2004 Aralık ayında hazırlayacağı rapor ve öneriler doğrultusunda Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmesi koşuluyla üyelik müzakerelerinin geciktirilmeksizin açılmasını taahhüt etmiştir. AB, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterli ölçüde karşıladığını düşündüğü için ülkemizle üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılmasına karar vermiştir. Katılım Süreci, 33 fasılda Türk ulusal mevzuatının AB müktesebatına uyumuna yönelik tanıtıcı ve ayrıntılı tarama toplantılarının yapılması ve fasılların müzakere edilmesi şeklinde devam etmektedir. Aşağıda bu fasıllardan çevre ile ilgili olanlar irdelenmektedir.

8. fasılda düzenlenen Rekabet Politikası içerisinde Devlet yardımları alanında ikincil mevzuatın uyumlaştırılması konusunda, yürürlükteki AB mevzuatına uygun olarak 2009–2011 yılları arasında devlet yardımlarını izleme ve denetleme mekanizmasının işlevsel hale getirilmesi için, Devlet Yardımları Kanunu Tasarısı Taslağının yasalaşmasından sonra başta çevre olmak üzere KOBİ, Ar-Ge, istihdam, eğitim vs. gibi yardım alanlarına yönelik olarak yaklaşık 25 – 30 adet ikincil mevzuatın çıkarılması öngörülmektedir.

11. fasılda düzenlenen Tarım ve Kırsal Kalkınma başlığının Tarım–Çevre önlemlerinin gelecekte uygulanabilmesi bakımından, çevre ve kırsal bölgelere ilişkin pilot eylemlerin uygulanması için hazırlıklara başlanmasına yönelik yürürlükteki AB mevzuatına paralel ve Avrupa Komisyonu ile müzakere edilerek 2010 yılına kadar Tarım ve Köyişleri Bakanlığının IPARD Programı tarım-çevre önlemlerinin ve önlem fişlerinin sonlandırılmasına gidilecektir.

12. fasılda düzenlenen Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı başlığında “Gıda, yem ve veterinerlik konularında AB gereklilikleriyle uyumlu ve AB müktesebatının tam olarak aktarılmasına fırsat sağlayacak bir çerçeve kanunun kabul edilmesi” önerilmektedir. Bunun için yürürlükteki AB mevzuatı doğrultusunda 2009 yılında çıkarılması hedeflenen “Veteriner Hizmetleri, Gıda ve Yem Kanunu” ile gıda ve yem güvenliği, halk sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı ile üretici ve tüketici haklarının, çevrenin korunması da gözetilmek suretiyle düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Yine aynı fasılda yer alan Bulaşıcı Süngerimsi Ensefalopati (TSE) ve hayvansal yan ürünler ile ilgili mevzuata uyum sağlanması ve gerekli toplama ve bertaraf sistemlerinin kurulmaya başlanmasına ilişkin 2011 ve sonrasında gerçekleştirilecek düzenlemede sorumlu kuruluşlardan biri olarak Çevre ve Orman Bakanlığı görülmektedir.

14. fasılda Taşımacılık Politikası konusundaki hedefler ortaya konmaktadır. Türk demiryolu sektörünün kademeli olarak açılması amacıyla demiryolu çerçeve kanununun kabul edilmesi ve altyapı ve işletmecilik ile ilgili faaliyetlerin birbirinden ayrılmasının sağlanmasına yönelik yapılacak düzenlemelerde AB’nin 96/49/AT, 96/35/AT ve 2000/18/AT sayılı Direktifleri dikkate alınacaktır. Öte yandan 2009 yılında çıkarılacak olan Tehlikeli Maddelerin Demiryolu ile Taşınması Yönetmeliğinde tehlikeli maddelerin, can, mal, sağlık, işçi emniyeti ve çevre güvenliği dikkate alınarak demiryolu ile emniyetli bir şekilde taşınmasının sağlanması dikkate alınacaktır. Öte yandan aynı fasılda düzenlenen ve AB’nin 2005/35/AT sayılı Direktif 2005/667/JHA sayılı Kararına paralel 2009 yılında 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda yapılacak olan değişiklik ile Türk bayraklı gemiler ve Türkiye’nin deniz yetki alanlarına giren yabancı bayraklı gemilere ilişkin gemi kaynaklı kirliliğe verilecek cezaların düzenlenmesi hedeflenmektedir. Karayolu taşımacılığı emniyeti ile ilgili taşımacılık müktesebatının hukuki ve idari uyum çalışmalarının sürdürülmesi için yürürlükteki AB mevzuatı içinde yer alan 96/35/AT ve 2000/18/AT sayılı Direktiflerin 2009 yılında Tehlikeli Maddelerin Taşınması Hususunda Görevli Güvenlik Danışmanlarına İlişkin Tebliğ olarak çıkartılması beklenmektedir. Bu tebliğ ile tehlikeli maddelerin taşınmasında olası riskleri belirlemek ve bu risklerin insanlara ve çevreye zarar vermemesi için gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu olacak güvenlik danışmanlarının eğitilmesi, atanması ve görevleri ile ilgili usul ve esaslar belirlenecektir. Öte yandan 92/106/AET sayılı Direktife uyum için 2011 sonrası çıkarılması düşünülen Kombine Mal Taşımacılığı Yönetmeliğinin kapsamı “Müşteriye daha iyi hizmet vermek için kapıdan kapıya ekonomik taşıma sunulması, karayollarındaki sıkışıklığı, kazaları ve çevre kirliliğinin azaltılması ile enerji tasarrufunun sağlanması, karayolu, denizyolu ve demiryolu ile yapılan taşımacılıkta, taşıma yapan her türlü aracın operatör ve sürücülerinin, sorumluluk ve yükümlülüklerinin belirlenmesi, eğitilmesi” gerekmektedir.

15. fasılda Enerji konusu düzenlenmektedir. Enerji verimliliği alanında uyuma devam edilmesi ve idari kapasitenin güçlendirilmesi; yüksek verimli kojenerasyonun teşvik edilmesi; uygun ve iddialı hedefler ile teşviklerin belirlenmesi dâhil olmak üzere ulaştırma, elektrik, ısıtma/soğutma alanlarında yenilenebilir enerji kullanımının geliştirilmesi için AB’nin 2005/32/AT sayılı Direktifi doğrultusunda 2009 yılında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, İlgili AB direktifi kapsamındaki ürünlerin tasarımı aşamasında çevrenin korunmasına katkıda bulunacak, enerji tüketen ürünlerin eko-tasarım gerekleri ile ilgili düzenlemeleri yapacaktır.

22. fasılda düzenlenen Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu başlığında çevreye ilişkin şu hükümler yer almaktadır. Topluluğun uyum politikasının uygulanmasına yönelik bir hazırlık olarak AB katılım öncesi programlarının uygulanması için, özellikle ilgili bakanlıklar düzeyinde, programlama, proje hazırlama, izleme, değerlendirme ve mali yönetim ve kontrol alanlarında idari kapasitenin güçlendirilmesi ve kurumsal yapıların oluşturulması için 1085/2006 ve 718/2007 sayılı Tüzükler gereği 2009 yılında, içinde Çevre ve Orman Bakanlığının da bulunduğu çeşitli kamu kurum ve kuruluşları AB katılım öncesi yardımlarından katkı sağlanan çevre altyapı projelerinin eş finansmanı için bir mekanizma ve buna dair yasal dayanak oluşturulması için Eş Finansmana Yönelik Yasal ve Kurumsal Düzenlemeyi yapacaklarını taahhüt etmektedirler. Aynı başlık altında yürürlükteki AB mevzuatı içinde yer alan 1085/2006 ve 718/2007 sayılı Tüzüklerin IPA kapsamında AB mali yardımlarından yararlanabilmek amacıyla Çevre ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Çevre Operasyonel Programının etkin bir şekilde yönetilmesi ve uygulanması için kurulan birimlerin hukuki dayanaklarının güçlendirilmesi için 2009-2010 yılları arasında 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunda bir değişiklik yapılması beklenmektedir. 1085/2006 ve 718/2007 sayılı Tüzüklerin AB mali yardımlarının kullanılmasına yönelik Bakanlıkların kuruluş kanunlarında yapılacak değişikliklerle ilişkili olarak uygulama usul ve esaslarının düzenlenmesi kapsamında Çevre ve Orman Bakanlığının da içinde bulunduğu çeşitli bakanlıklar 2010 yılına kadar AB mali yardımlarının kullanılmasına yönelik düzenlemeleri gerçekleştireceklerdir. Mevzuatın uyumu ve uygulanması için gerekli kurumsal yapılanma için Çevre ve Orman Bakanlığı, IPA’nın 3. Bileşeni altında çevre sektörüne sağlanacak AB fonlarının yönetiminden sorumlu idari ve teknik yapılanmanın güçlendirilmesi ve bu birimde çalışacak ilave personelin temini ve eğitimi için 2009-2010 yıllarını öngörürken, Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde, IPA’nın 3. Bileşeni altında Çevre Operasyonel Programı çerçevesinde ihale, sözleşme, ödeme, muhasebe ve mali raporlamadan sorumlu uygulama biriminin belirlenmesi ve görevlendirilmesi, yeterli sayı ve özellikte personelin temini için 2009-2011 yılları öngörülmektedir. İlgili kamu kurum ve kuruluşlarından biri olan İller Bankası da AB katılım öncesi yardımlarından katkı sağlanan çevre alt yapı projelerinin eş finansmanına dair bir mekanizma oluşturulması için 2009-2010 yıllarını öngörmektedir.

27. fasılda Çevre detaylı bir şekilde düzenlenmektedir.

Çevre faslı açılış kriteri kapsamlı bir strateji hazırlanmasını gerektirmektedir. Müktesebatın kademeli olarak iç hukuka aktarılması, uygulanması ve yürürlüğe girmesi için, gerekli olan takvimin belirlendiği, ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde gerekli kurumsal kapasitenin ve mali kaynakların oluşturulmasına yönelik planları da içeren, yatay ve çerçeve müktesebat ile Topluluğun taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin de uyumlaştırılıp uygulanmasını kapsayacak olan Strateji Belgesinin 2009 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanıp kabul edilmesi beklenmektedir. Stratejide yer alan ana bölümler; “Kurumlar”, “Müktesebatın Uyumu ve Uygulanması”, “İdari Kapasitenin Güçlendirilmesi” ve “Mali Kaynaklar” olacaktır.  “Kurumlar” bölümünde, çevre alanında ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde yetki ve sorumluluk sahibi olan kurumlar, yetki ve sorumluluklar,  denetim yetkisi olan birimler yer almaktadır. “Müktesebatın Uyumu ve Uygulanması” bölümünde, tarama raporundaki konu sıralaması dikkate alınırken, hedef takvimler verilecektir. “İdari Kapasitenin Güçlendirilmesi” bölümü, ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde geleceğe yönelik planlamaları kapsayacaktır. “Mali kaynaklar” bölümünde, AB’nin tüm çevre müktesebatının üstlenilip uygulanmasının doğuracağı tahmini mali yük ortaya konulacaktır.

Çevre ve Orman Bakanlığı 2009 yılında AB’nin 2006/12/AT sayılı Direktifi doğrultusunda AB mevzuatına uygun olarak Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğü’nce Mayıs 2003’te yayınlanan “Atık Yönetim Planı Hazırlanması-Metodolojik Kılavuz”unda belirtilen formatta ulusal veya bölgesel/yerel atık yönetim planı hazırlama konusunda tecrübeli uzman/uzmanlarca, atık yönetim planları ile ilgili daha önce yapılmış çalışmaların çıktılarının ve bazı Üye Devletlerin atık yönetim planlarının incelenip gözden geçirilmesinden sonra “Atık Yönetim Planı Hazırlanması-Metodolojik Kılavuz”una uygun olarak ülkemiz için ulusal ve bölgesel/yerel atık yönetim planlarının hazırlanmasını öngörmektedir.

İdari kapasitenin güçlendirilmesinin yanı sıra, özellikle, sınır aşan durumları da içeren çevresel etki değerlendirmesi gibi yatay mevzuatın, çerçeve mevzuatın, uluslararası çevre sözleşmeleri ile doğa koruma, su kalitesi, kimyasallar, endüstriyel kirlilik, risk yönetimi ve atık yönetimi ile ilgili müktesebatın iç hukuka aktarılmasına ve uygulanmasına devam edilmesi konusunda 2010 yılından sonra yapılacak yatay mevzuata ilişkin 7 adet düzenleme öngörülmektedir.

Yürürlükteki AB mevzuatı içerisinde yer alan 2001/42/AT sayılı Direktif, çevreyi korumak ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak üzere çevre üzerinde önemli etkiler yapması muhtemel plan ve programların hazırlanması aşamasında, sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin entegre edilmesi ile ilgili Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) Yönetmeliği 2010 yılında çıkarılacaktır.

2004/35/AT sayılı Direktif, 2011 sonrasında “Kirleten öder” ilkesine dayalı olarak, faaliyetleri çevresel zarara neden olan işletenlerin bu zararın giderilmesinden mali olarak sorumlu tutulması, bu konuda mevzuatımızda bulunan çeşitli hükümlerin bir araya getirilmesi ve ilave hükümler konulması kapsamında Çevresel Sorumluluk Hakkında Kanun olarak çıkarılacaktır.

2003/4/AT sayılı Direktif, 2011 yılı sonrasında çevresel veri ve bilgi paylaşılmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi, Çevresel Bilgiye Halkın Erişimine İlişkin 2003/4/AT sayılı Direktife kısmen uyum sağlanması kapsamında, Çevresel Veri ve Bilgi Paylaşılmasına İlişkin Usul ve Esasların Belirlenmesine Dair Yönetmelik olarak düzenlenecektir.

91/692/AT sayılı Direktif 2011 sonrasında Avrupa Komisyonuna çeşitli direktifler hakkında yapılacak ulusal raporlamaların düzenlenmesi kapsamında Raporlama Mevzuatının Uygulanmasına Dair Yönetmelik olarak düzenlenecektir.

2003/87/AT sayılı Direktif 2011 sonrasında Emisyon ticaretine yönelik usul ve esasların belirlenmesi kapsamında Emisyon Ticaretine Yönelik Düzenleme olarak yapılacaktır.

280/2004/AT sayılı Karar 2011 sonrasında Sera Gazlarının İzlenmesine yönelik usul ve esasların belirlenmesi kapsamında Sera Gazlarının İzlenmesine Dair Yönetmelik olarak düzenlenecektir.

2007/2/AT sayılı Direktif 2011 sonrasında Ülkemizde bu alanda ulusal düzenleyici otoritenin kurulması ve ulusal mekânsal planlama veri/bilgi altyapısının oluşturulması kapsamında Mekânsal Veri Altyapısı Yönetmeliğini Uyumlaştıracak Yönetmelik olarak düzenlenecektir.

Bu düzenlemelerin yapılabilmesi için başta Çevre ve Orman Bakanlığının, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının, Ulaştırma Bakanlığının, Kültür ve Turizm Bakanlığının, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Mevzuatın uyumu ve uygulanması için gerekli kurumsal yapılanma için 2009-2010 yıllarını iyi kullanmaları gerekmektedir. Bu işlerin finansman ihtiyacı ulusal bütçe ve AB kaynaklarından sağlanacaktır.

Atık Yönetimine ilişkin 11 adet düzenleme öngörülmektedir. 2009 yılında yürürlükteki AB mevzuatı içerisinde yer alan direktif ve tüzüklerden 9 tanesinin daha yürürlüğe girmesine yönelik çalışmalara başlanacaktır. Düzenli Depolama Yönetmeliği, Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği, Maden Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, Ömrünü Tamamlamış Araçların Kontrolü Yönetmeliği, Atık Taşınımı Yönetmeliği, Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik çıkarılacaktır.

2011 yılında yürürlükteki AB mevzuatı içerisinde yer alan direktiflerden 2 tanesinin daha yürürlüğe girmesine yönelik çalışmalara başlanacaktır. Titanyum Dioksit Endüstrisinden Kaynaklanan Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ve Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik yapılacaktır.

Bu Mevzuatın uyumu ve uygulanması için gerekli olan kurumsal yapılanma döneminin 2009-2015 yılları arasında olduğu da programda belirtilmektedir.

Hava Kalitesine yönelik olarak; 2011 ve sonrasında çıkarılmak üzere Uçucu Organik Bileşiklerden Kaynaklanan Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği, Petrol depolamadan kaynaklanan uçucu organik bileşiklerin kontrolüne ilişkin düzenlemeler ve Ulusal Emisyon Tavanlarına ilişkin Yönetmelik çıkarılacaktır.

Endüstriyel Kirlilik ve Risk Yönetimi ile ilgili olan 10 adet AB mevzuatı içerisinde yer alan direktif, tüzük ve kararların çoğunluğu 2009 yılında, bir kısmı 2011 yılından sonra ve birinin de Tam üyelik perspektifi çerçevesinde değerlendirileceği ifade edilmektedir.  Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol (Entegre Çevre İzni) Yönetmeliği, Atık Yakma Yönetmeliği, Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Büyük Yakma Tesisleri Yönetmeliği, Uçucu Organik Bileşiklerden Kaynaklanan Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği, Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü Hakkında Yönetmelik, Asbestten Kaynaklanan Kirliliğin Azaltılması ve Önlenmesine İlişkin Düzenleme, Eko-etiket Yönetmeliği, Eko-Yönetim ve Denetim* (EMAS) Programına Kuruluşların Gönüllü Katılımına ilişkin düzenlemeler vb ilgili düzenlemeler yapılacaktır.

Kimyasalların yönetimi 7 adet AB mevzuatı içerisinde yer alan direktif, tüzük ve kararların çoğunluğu 2009 ya da 2011 sonrasında gerçekleştirilecektir. Tehlikeli Madde ve Müstahzarların Sınıflandırılması, Ambalajlanması ve Etiketlenmesi Hakkında Yönetmelik, Tehlikeli Kimyasalların İthalat ve İhracatına İlişkin Mevzuat, Biyosidal Ürünler Yönetmeliği, Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin Düzenleme, Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin Stockholm (POPs) Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Rotterdam Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun vb İlgili düzenlemeler yapılacaktır.

Su yönetimine ilişkin 10 adet AB mevzuatı içerisinde yer alan direktifler iç hukuka aktarılacaktır. Çerçeve Su Kanunu, Tarımsal Kaynaklı Nitratın Neden Olduğu Kirliliğe Karşı Suların Korunması Yönetmeliğinin değiştirilmesi, Atık su Altyapı ve Evsel Katı Atık Bertaraf Tesisleri Tarifelerinin Belirlemesinde Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik, Kentsel Atık su Arıtımı Yönetmeliği, Hassas ve Az Hassas Su Alanları Tebliği, Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik, Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliğinde değişiklik, Balık Yaşamının Desteklenmesi Amacıyla Koruma ve İyileştirme Gereksinimi Bulunan Tatlı Suların Kalitesine Dair Yönetmelik, Yüzme Suyu Kalitesi Yönetmeliğinde değişiklik, Taşkın Risklerinin Değerlendirilmesi ve Yönetimine ilişkin Düzenlemeler yapılacaktır.

Doğa Koruma ve Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ile ilgili 4 adet direktif ve tüzük çıkarılacaktır. Doğa ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu, Biyogüvenlik Kanunu, Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine ilişkin Sözleşmenin Uygulanmasına Dair Yönetmelikte değişiklik, Bacaktan yakalama tuzaklarının kullanımı ve bacaktan yakalama tuzaklarından elde edilen hayvanların derilerinden üretilmiş eşyaların ithalinin yasaklanmasına ilişkin düzenleme yapılacaktır.

Çevresel Gereksinimlerin Diğer Sektörel Politikalara Entegre Edilmesinin İzlenmesi ile ilgili herhangi bir mevzuat uyumu çalışması öngörülmemektedir.

28. fasılda Tüketicinin ve Sağlığın Korunması başlığı altında sağlığın korunmasına ilişkin müktesebata uyumun artırılması, idari yapıların yeterliliğinin ve uygulama kapasitesinin sağlanmasına ilişkin Yürürlükteki AB mevzuatına uyum için 2009 yılında bireylerin tütün ve tütün ürünlerinin neden olduğu yıkıcı sağlık, sosyal, çevresel, ekonomik zararlardan ve ölümcül sonuçlardan korunması, çocukların ve gençlerin bu ürünleri kullanmalarının engellenmesi kapsamında Tütün Mamullerinin Zararlarından Korumaya Yönelik Üretim Şekline, Etiketlenmesine ve Denetlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik çıkarılacaktır.

SONUÇ

1972 yılında düzenlenen Stockholm Konferansından sonra BM vb. gibi diğer uluslararası kuruluşlardan farklı olarak, Avrupa Toplulukları çevre konusunda gerek ortak politikanın belirlenmesinde ve gerekse uygulanmasında "Supranasyonal" niteliğinin bir sonucu olarak, etkin bir rol oynamaya karar vermiştir. AB’nin (ilgili tarihteki adı ile AT) Ortak Çevre Politikası, 1972 yılında düzenlenen Paris Zirvesi ile belirlenmiş ve Topluluk Eylem Programı hazırlanmasına karar verilmiştir. Bugün ise Lizbon Anlaşmasında (Avrupa Anayasası’nda) AB çevre politikasının ana ilkelerine rastlanmaktadır. Anayasa’da çevrenin ortak yetki alanlarından biri olarak düzenlendiğini ve çevre korumanın ilk kez anayasallaştırılmaya çalışıldığını belirtmek gerekir.

AB ile Türkiye arasında yürütülecek müzakerelerde yol haritasını oluşturan Müzakere Çerçeve Belgesinde çevre önemli bir yere sahiptir. AB’nin yeni üyelerinin -Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin- müzakere süreçleri incelendiğinde, en çok zaman alan ve en fazla geçiş dönemi talep edilen konular arasında çevre başlığı dikkati çekmektedir. Türkiye de müzakere sürecinde hava kalitesi, atıkların yönetimi, endüstriyel atıkların kontrolü vb gibi konulardaki düzenlemeleri karşılayabilmek için önemli kaynağa/yatırımlara ihtiyaç duyacaktır.

2008–2009 yıllarını kapsayan genişleme stratejisinde Birliğin şu anki genişleme stratejisinin bir yönünün Türkiye olduğu belirtilerek, gerekli ekonomik ve politik ilerlemeleri sağlayıp kriterleri yerine getirdiği takdirde tam üyeliğin gerçekleşeceği bildirilmektedir. Stratejiye göre Türkiye üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetini geliştirmiştir.  Ancak içinde çevrenin de bulunduğu bazı alanlarda daha fazla uyum çabalarının sürdürülmesi gerekmektedir.

Hukuki özelliği itibariyle AB Konseyi Kararı şeklinde ortaya çıkan ve aday ülkelere yönelik olarak yayınlanan katılım ortaklığı belgesi Türkiye için dört defa (2001, 2003, 2006 ve 2008) çıkarılmıştır. Katılım Ortaklığı Belgesinde çevre açısından kısa vadeli öncelikler (1-2 yıl süreli) ve orta vadeli öncelikler (3-4 yıl süreli) sayılmıştır. Buna göre, Müktesebatın iç hukuka aktarılması, uygulanması, yürürlüğe konmasına devam edilmesi ile çevresel gereksinimlerin diğer sektörel politikalara entegre edilmesinin izlenmesi beklenmektedir.

2008 İlerleme Raporunda da Türk Çevre Politikasının hangi alanlarda ilerleme sağlayıp, sağlayamadığı detaylı olarak bildirilmiştir. Buna göre, Türkiye, bazı konularda iyi ilerleme (merkezi düzeyde idari kapasitenin güçlendirilmesi konusunda) bazılarında ilerleme (hava kalitesi), bazılarında biraz ilerleme (Atık ile su ve doğa koruma alanlarında) bazılarında da sınırlı ilerleme (Kimyasallar alanında) kaydetmiştir. Türkiye, endüstriyel kirlilik, risk yönetimi ve genetiği değiştirilmiş organizmalar konularında hiçbir ilerleme kaydetmemiştir.

1 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe girmesi beklenen, ancak topluluk içi bazı gelişmelerden dolayı ertelenen AB Anlaşması ve Avrupa Topluluğu’nu kuran Anlaşmada değişiklikler öngören yeni Anlaşma, Hollanda ve Fransa tarafından reddedilen Anayasa sonrasında Üye Devletlerin farklı kaygılarına cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Öte yandan, Lizbon Anlaşması onay süreci tamamlandığında, AB yeni bir hukuk düzenine geçecektir. Yapılan düzenleme ile Lizbon Anlaşması, Maastricht’te AB’yi kuran Anlaşmayı değiştirerek onu AB Anlaşması haline getirecektir. Aynı zamanda Avrupa Topluluğunu Kuran Roma Anlaşmasını da AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma haline getirecektir. Anlaşmalarda çevrenin korunmasına yönelik bazı değişiklikler vardır. AB Anlaşması’nda Çevre Politikasına bakıldığında; Birlik politikasının yalnızca Avrupalılaşmasına değil, aynı zamanda dünya politikası haline gelmesine de fırsat verecek düzenlemeler içermektedir. AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşmaya Çevre Politikası açısından bakıldığında ise bazı değişikliklerle birlikte Nice Anlaşması ile getirilen düzenlemelerin korunmaya devam edildiği ifade edilebilir.

2008 yılında üzerinde çok konuşulan Avrupalılaşma ve çevre politikasının Avrupalılaşması konusunda ortaya çıkan görüşe göre; son genişleme sürecinden sonra AB’nin içyapılar, politikalar ve süreçler üzerindeki etkisi olağanüstü boyutlardadır. Yalnızca üye devletleri değil aynı zamanda aday ülkeleri de etkileyip, “Avrupalılaşma” (Europeanisation) olarak tanımlanan bir ana akımın içerisine sürüklemekte ve dönüştürücü etkiye sahip olup yeniden şekillendirmektedir. Lizbon Anlaşması yürürlüğe girdiğinde Maastricht ve Roma Anlaşmaları değişecek ve yerlerine sırasıyla AB Anlaşması ile AB’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma yürürlüğe girecektir. Bu gelişmelerin çevre politikasının Avrupalılaşması konusunda bazı olumlu ve olumsuz etkileri olacaktır. Avrupalılaşma, kurucu anlaşmaların getirdiği kurumsal çerçevenin kırılganlığı ve Avrupalılaşmayı yavaşlatan mekanizmalar bilinse de, çevre politikasının Avrupalılaşmasını geciktiren, kısmi engel olacak bazı düzenlemeler var olsa da, Birlik çevre politikasının yalnızca Avrupalılaşması değil aynı zamanda bir dünya çevre politikası haline gelmesine imkân verecek şekilde ilerlemesi, herkes tarafından umutla beklenmektedir.

Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yol haritası özelliği taşıyan ve AB ile ilişkilerin rotasını belirleyecek olan 3. Ulusal Program, Anayasa ve yasa değişiklikleri yanında tüzük, yönetmelik gibi ikincil düzenlemeleri de içermektedir. Ulusal program, AB makamlarına Türkiye'nin önümüzdeki 4 yıl içerisinde (2009-2012) AB'ye tam üyelik sürecinde yapmayı öngördüğü taahhütleri içermektedir. Bu programda çevre önemli bir yer tutmaktadır.

Türkiye çevre açısından birliğe katılım öncesi Avrupalılaşmayı sağlamalıdır. Öte yandan, Türk çevre politikasının AB organlarının rapor ve direktifleri doğrultusunda şekillendiği görülmektedir. Ancak, yalnızca AB çevre politikasının vesayeti altında gelişen Türk çevre politikası ve hukukunun çevrenin korunması konusunda yetersiz kalabileceği konusunda görüşler mevcuttur. Bu bağlamda, şu söylenmelidir “Her ülkenin kendine özgü, uyulması zorunlu bir çevre politikası vardır ve olmalıdır”.

KAYNAKÇA

Haverland, Markus. (2003), ‘The Impact of European Union on Environmental Policies’. In The Politics of Europeanization, eds., K. Featherstone and C.M., Radaelli, Oxford: Oxford University Press. s.203-225.

Kösecik, Muhammet (2008), Yerel Yönetimlerde Avrupalılaşma, Yerel Siyaset Sempozyumu, Okutan Yayıncılık, İstanbul, s.259-303

Ladrech, Robert., (1994), “Europeanization of Domestic Politics and Instutition: The Case of France”, JCMS: Journal of Common Market Studies, Volume 32 Issue 1, s.69 – 88

Radaelli, Claduio, M., (2003), “The Europaenization of Public Policy”, The Politics of Europeanization, Eds. K.Featherstone ve C.Radaelli, Oxford: Oxford University Press.s.27-57

Yıldırım Uğur ve Budak, Sevim (2005), “Avrupa Birliği Çevre Politikasındaki Son Gelişmeler ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme” Editörler: Harun Arıkan-Muhsin Kar, TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ, Siyasal, Bölgesel ve Ekonomik Boyutlar, Ankara, Seçkin Yayınları, s.468-500

Yıldırım, Uğur (2003), “Avrupa Birliği Ortak Çevre Politikası” Editörler: Muhsin Kar-Harun Arıkan, AVRUPA BİRLİĞİ ORTAK POLİTİKALAR VE TÜRKİYE, Ekonomik, Sosyal ve Siyasal Politikaların Uyumlaştırılması, İstanbul: Beta Yayınları,  s.317-348.

Yıldırım, Uğur (2007), “Çevre Politikaları Bağlamında AB-Türkiye İlişkileri” Mersin Üniversitesi Ulusal Çevre Sempozyumu 2007, Mersin

Yıldırım, Uğur (2007), “Son Gelişmeler Çerçevesinde Avrupa Birliği'ne Giriş Sürecinde Türkiye'nin Değişen Çevre Politikası”, Çağ Üniversitesi AB Giriş Sürecinde Değişen Türkiye Sempozyumu, Yenice/Mersin

Yıldırım, U., Değirmendereli, Ali., (2008), “Çevre Politikalarının Finansmanında Kullanılan Geleneksel Araçlar”, Editörler:Yücel Ayrıçay, Abdulmecit Karataş, Çevre Finansmanı, Muhasebe ve Finansman İçin Yeni Trendler, Gazi Kitabevi, 2008, 151-175

Ladi, Stella., “Europeanisation and Environmental Policy Change”, http://www.policyandsociety.org/archive/vol24no2/1.Ladi.pdf , (11.11.2008)

Vedder, Hans., “The Treaty of Lisbon and European Environmental Policy”, http://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1310190,  (21.01.2009)

(http://www.abgs.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/Kob/Turkiye_Kat_Ort_Belg_2007.pdf, 10.12.2008)

(http://www.euractiv.com.tr/abnin-gelecegi/article/ab-2008-2009-genisleme-stratejisi-aciklandi, 08.12.2009)

(http://www.ihb.gov.tr/bilgi_bankasi/raporlar_reports/ilerleme_raporlari/turkiye_ilerleme_rap_2008.pdf, 10.01.2009)

rega:// eskiler/2008/12/20081231m5-1.htm, (10.01.2009)

rega:// eskiler/2008/12/20081231m5.htm, (10.01.2009)

www.bumko.gov.tr/TR/dosyagoster.aspx?DIL=1&BELGEANAH=11034&DOSYAISIM=2008-genisleme-strateji-kagidi.doc, (08.12.2009)

www.dpt.gov.tr/DocObjects/Download/980/Türkiye%20İçin%20Müzakere.pdf,  (07.01.2009)

 



* Yrd.Doç.Dr. Adıyaman ünivesitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü öğretim Üyesi Adıyaman, Tlf: 0-416-2232128, Fax: 0-416-2232129, E-mail: fmazi@adiyaman.edu.tr

** Doç. Dr. KSÜ-İİBF Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi K.Maraş, Tlf: 0–344–2191082, Fax: 0–344–2191045, E-mail : uyildirim@ksu.edu.tr

 

*Bu konular için Bkz: Yıldırım, U., “Avrupa Birliği Ortak Çevre Politikası” Editörler : Muhsin Kar-Harun Arıkan, AVRUPA BİRLİĞİ ORTAK POLİTİKALAR VE TÜRKİYE, Ekonomik, Sosyal ve Siyasal Politikaların Uyumlaştırılması, İstanbul: Beta Yayınları,  (2003),317-348.

Yıldırım U., Budak, S., “Avrupa Birliği Çevre Politikasındaki Son Gelişmeler ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme” Editörler:Harun Arıkan-Muhsin Kar, TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ, Siyasal, Bölgesel ve Ekonomik Boyutlar, Ankara, Seçkin Yayınları, (2005), 468-500

Yıldırım, U., “Çevre Politikaları Bağlamında AB-Türkiye İlişkileri” Mersin Üniversitesi Ulusal Çevre Sempozyumu 2007, 18-21 Nisan 2007, Mersin

Yıldırım, U., “Son Gelişmeler Çerçevesinde Avrupa Birliği'ne Giriş Sürecinde Türkiye'nin Değişen Çevre Politikası”, Çağ Üniversitesi AB Giriş Sürecinde Değişen Türkiye Sempozyumu, 09-10 Mayıs 2007, Yenice/Mersin

*Bkz. http://www.abgs.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/Kob/Turkiye_Kat_Ort_Belg_2007.pdf, Erişim Tarihi:10.01.2009

*Bkz.http://www.ihb.gov.tr/bilgi_bankasi/raporlar_reports/ilerleme_raporlari/turkiye_ilerleme_rap_2008.pdf, Erişim Tarihi:10.01.2009

*Kavram için bkz Kösecik, M., (2008), Yerel Yönetimlerde Avrupalılaşma, Yerel Siyaset Sempozyumu, Okutan Yayıncılık, İstanbul, 259-303

 

*Bkz. rega:// eskiler/2008/12/20081231m5-1.htm yada rega:// eskiler/2008/12/20081231m5.htm, Erişim Tarihi:10.01.2009

*Bkz. Yıldırım, U., Değirmendereli, A., “Çevre Politikalarının Finansmanında Kullanılan Geleneksel Araçlar”, Editörler:Yücel Ayrıçay, Abdulmecit Karataş, Çevre Finansmanı, Muhasebe ve Finansman İçin Yeni Trendler, Gazi Kitabevi, 2008, 166-168