|
||||
|
Temsilde Adalet-Yönetimde İstikrar İkilemi Bağlamında
22 TEMMUZ 2007 SEÇİMLERİ
Doç. Dr. Nihat Bulut*
I-Seçim Sisteminin İki Temel İşlevi: Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar
Parg. 1. Modern demokrasilerin uygulama biçimi, milli egemenlik anlayışının da bir sonucu olarak, temsili demokrasidir[1]. Buna göre halk, egemenliğini seçmiş olduğu temsilciler aracılığıyla kullanacaktır. Bu durum seçimleri, demokrasinin temeli, “olmazsa olmaz” koşulu kılmaktadır[2]. Çünkü demokrasilerde etkin siyasal makamlar seçimle belirlenir. Söz konusu belirleme işi ise, ancak belli teknik usullerle gerçekleşir. İşte bu usullere seçim sistemi adı verilir.
Parg. 2. Modern demokrasilerde seçim sisteminin iki temel işlevinden söz edilebilir. Birincisi, halkın yönetime katılımını, halk içindeki değişik görüşlerin iktidara yansımasını sağlamak, ikincisi ise, hükümetin oluşması sonucunu doğurmaktır. Seçim kurumunun birinci yönü seçim hukukunda “adalet” ya da “demokratik temsil” ilkesi ile birlikte anılırken, ikinci yönü “istikrar” ilkesi çerçevesinde ele alınmaktadır[3].
Parg. 3. Temsil adaleti, sistemin çok partililiğe uygun düşmesi ve çok sesliliğe uygun siyasal zeminin oluşması açısından son derece önemli ve bu yüzden de vazgeçilmez bir ilkedir. Yönetimde istikrar ise, Anayasa Mahkemesinin ifadesiyle, yürütmenin güçlü olmasını sağlayacak biçimde oyları yasama organına yansıtacak yöntemler olarak algılanmaktadır[4] ve bütün ülkelerin olduğu gibi Türkiye’nin de ihtiyacı olması bakımından önemlidir[5].
Parg. 4. Fakat bu iki ilke arasında doğal bir çekişme vardır. Temsil adaleti ön plana alındığında, istikrarlı hükümetlerin kurulması zorlaşmakta; yönetimde istikrar esas alındığında ise, temsil adaleti zedelenebilmektedir. Modern demokrasilerin önündeki en önemli sorun, bu iki yönden hangisine ağırlık verileceği, başka bir deyişle, demokratik temsil ya da istikrar olgularından hangisinin tercih edileceği sorunudur[6].
Parg. 5. Demokratik temsil ya da temsilde adalet, partilerin almış oldukları oy oranıyla milletvekili sayısı arasındaki orantılılığı ifade eder. İstikrar ise, geniş anlamda düşünüldüğünde, düzen ve süreklilik unsurlarını içeren bir kavram olarak, siyasal sistemin şiddetten, kaba kuvvetten ve yıkıcılıktan uzak olması anlamına gelir. Ayrıca, siyasal süreçte kesintilerin olmamasıyla ve toplumda siyasal sistemi temelden değiştirmek isteyen önemli siyasal güçlerin bulunmamasıyla özdeşleştirilir[7]. Daha dar anlamda ele alındığında ise istikrar, seçim sonucunun güçlü iktidarların çıkarabilmesine olanak sağlamasını ifade eder. Bu çerçevede seçim sistemlerinin önemli bir rol oynayacağı açıktır. Fakat güçlü hükümetlerin varlığı istikrarın yeter şartı olmadığı gibi, kısa ömürlü hükümetlerin varlığı da başlı başına sistemin istikrarsız olduğu anlamına gelmez. Nitekim İtalya ve Japonya’da uzun süre hükümet istikrarı olmadığı halde, siyasal istikrar problemi yaşanmadığı ifade edilmektedir[8].
Parg. 6. Özünde birbirinin karşıtı olan ve ters yönde işleyen, birine öncelik verildiğinde diğeri zarar gören adalet ve istikrar ilkeleri, değişik seçim sistemlerinin ortaya çıkmasına ve bunlardan hangisine ağırlık verilmesi gerektiği tartışmalarına neden olmuştur[9]. Günümüzde çok sayıda seçim sisteminin bulunmasına rağmen, bunları üç ana grupta toplamak yaygın bir eğilim olarak görülmektedir: Çoğunluk sistemi, nispi temsil sistemi ve karma sistem.
II- Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar İlkeleri Açından Seçim Sistemleri
1-Çoğunluk Sistemi
Parg. 7. Çoğunluk sistemi, değişik biçimlerde uygulanmasına karşın, genel olarak, en çok oyu alan adayın veya partinin seçimleri kazanması sonucunu doğuran bir sistemdir. Basit (tek-turlu) çoğunluk ve mutlak (iki-turlu) çoğunluk olmak üzere iki çeşidi bulunan[10] sistemin en önemli özelliği, basit olması ve genellikle bir partinin parlamentoda çoğunluğu sağlamasını temin etmesi, dolayısıyla dar anlamda yönetimde istikrarı kolaylaştırmasıdır. Fakat sitem, yönetimde istikrarı sağlamasına rağmen, parlamentoda çoğunluğun aşırı temsiline karşılık, azınlıkların eksik temsili sonucunu doğurmakta ve dolayısıyla temsilde adaletsizliğe yol açmaktadır[11]. Bu tespitten hareketle, çoğunluk sisteminin, kamuoyunun genel yönelimini tam olarak yansıtmadığı için temsil adaleti açısından ideale uzak düştüğü söylenebilir.
Parg. 8. Türkiye, 1946 yılında demokrasiye geçmeyi dendiğinde, çoğunluk sistemini benimsemişti. Amaçsa, muhtemelen, seçimleri kazanacağı düşünülen CHP’nin iktidarını güçlü kılmak ve muhalefeti zayıf bırakmaktı. Ne var ki sistem 1950 seçimlerinde DP’nin işine yaramış, bu partinin almış olduğu oy oranıyla parlamentodaki üye sayısı arasında ciddi bir dengesizlik oluşmuştur. 1950 seçimlerinde geçerli oyların % 53'ünü alan DP, parlamentodaki sandalyelerin % 83'ünü kazanmıştır. Aynı dengesizlik 1954 ve 1957 seçimlerinde de yaşanmıştır. 1954 seçimlerinde DP, % 57,50 oy oranıyla mecliste 503 sandalye kazanmış, CHP ise % 35,29’la 31 sandalyenin sahibi olabilmiştir. 1957 seçimlerinde DP % 47,9 oy oranıyla 424 milletvekili çıkarmış; CHP ise % 41,12 oy oranına karşılık, ancak 178 milletvekili kazanabilmiştir[12].
2-Nispi Temsil Sistemi
Parg. 9. Nispi temsil sistemi, partilerin, dolayısıyla toplumdaki siyasal görüşlerin, parlamentoda güçleri oranında temsil edilmelerini amaçlayan ve böylece demokratik temsile öncelik veren bir sistemdir[13]. Sistem, kamuoyunun genel eğilimini parlamentoya yansıtmak bakımından adaletli bulunmakla birlikte, yönetimde istikrarsızlığa yol açtığı gerekçesiyle eleştirilebilmektedir[14]. Nispi temsil sisteminin istikrarsızlığa yol açtığı doğrudur. Fakat küçük partilerin varlıklarını sürdürmelerine ve belli ölçülerde etkin olmalarına izin veren bu sistemin, siyasal hayatı daha canlı ve mücadeleci kıldığı ve siyasal iktidarları, özellikle küçük partilerin seçmenlerinin eğilimlerini dikkate almaya zorladığı söylenebilir.
Parg. 10. 1961 Anayasası dönemi, bir önceki döneme tepki olarak, nispi temsil sisteminin benimsendiği ve dolayısıyla temsil adaletinin amaçlandığı bir dönem olmuştur. Ne var ki bu sistemin uygulanması sırasında, ilk zamanlarda olmasa bile, 1970’lerden sonra koalisyon hükümetleri dönemi başlamış ve bunun sonucunda ciddi hükümet krizleri yaşanmıştır. Küçük partiler aldıkları oyların ve temsil güçlerinin çok üstünde pazarlık gücüne sahip olmuşlar ve kurulan koalisyon hükümetlerinde önemli bakanlıklar elde etmişlerdir.
Parg. 11. 12 Eylül askeri darbesinden sonra yeniden demokrasiye dönüldüğünde, 1973 sonrasında yaşanan siyasal istikrarsızlıklar gerekçe gösterilerek, bu kez, nispi temsil sistemi barajlı haliyle uygulamaya konmuş ve hem % 10 gibi hayli yüksek bir ülke barajı, hem de seçim çevresi barajı öngörülmüştür. Bu sistem zaman zaman büyük partiler lehine revize edilerek 1995 yılına kadar gelinmiştir[15].
3-Karma Sistem
Parg. 12. Karma sistem, çoğunluk sistemi ile nispi temsil sisteminin sakıncalarını ortadan kaldırmayı ve her ikisinin olumlu yönlerini kaynaştırmayı hedefleyen sistemdir. Almanya’da uygulanan “çift oy” ya da “kişiselleşmiş nispi temsil” ile İtalyan seçim sistemi karma sistem olarak nitelendirilirler. Bu arada ülkemizde 1987 ve 1991 yıllarında uygulanan “çifte barajlı+kontenjanlı d’Hondt sistemi” de karma sisteme örnek olarak verilebilir[16].
III- Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar İlkeleri Açısından Yürürlükteki Seçim Sistemi
Parg. 13. Ülkemizde seçim sistemine büyük partiler lehine sıkça müdahale edilmesi, 1995 değişiklikleri sırasında Anayasanın 67. maddesine bir fıkra eklenmesine neden olmuştur. Buna göre, “seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştırıcı biçimde düzenlenecektir”. Bu düzenleme açıkça, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerinin bir arada gözetilmesini istemektedir. Fakat kabul etmek gerekir ki, parçalanmış siyasal ortamlarda ve klasik parlamenter rejimde bu iki ilkeyi birden ideal bir şekilde bağdaştıracak bir seçim sistemi tasarlamak hayli zordur[17].
Parg. 14. Bu hükmün anayasaya girmesinden sonra, 4125 Sayılı Kanun’la getirilen sistem çerçevesinde, kontenjan adaylığı ve seçim çevresi barajları kaldırılmış, sadece %10’luk ülke barajı korunmuştur. Mevcut seçim sistemi d’Hondt sayım usulünü benimsediği için nispi özellikte bir sistemdir ve bu özelliğiyle temsilde adaleti sağlamaya yöneliktir. %10’luk ülke barajı ile ise, yönetimde istikrar hedeflenmektedir.
Parg. 15. Fakat 1995 ve 1999 seçimleri dikkate alındığında, tam olarak, ne bir temsil adaletinden söz etmek mümkündür, ne de istikrarlı yönetimlerden[18]. 1995 seçimlerinde geçerli oyların yaklaşık %15’i parlamentoda temsil olanağı bulamazken, parlamentoya beş parti girmiş ve Türkiye bu dönemde defalarca hükümet krizi yaşamıştır. 1995 seçimlerinde RP % 21,38’lik oy oranıyla 158 milletvekili, DYP % 19,18lik oy oranıyla 135 milletvekili, ANAP % 19,65’lik oy oranıyla 132 milletvekili, DSP % 14,64’lük oy oranıyla 76 milletvekili, CHP ise % 10, 71’lik oy oranıyla 49 milletvekili kazanmışlardır. Oyların % 8,18’ini alan MHP ile % 4,17’sini alan HADEP ise parlamentoya girememişlerdir[19].
Parg. 16. 1999 seçimlerinde parlamentoya yine beş parti girmiştir. Fakat parlamento aritmetiği ancak üç partinin bir araya gelerek hükümet kurmasına yetmiştir. Bu seçimlerde parlamentoda temsil olanağı bulamayan oyların oranı ise % 20’lere dayanmıştır. 1999 seçimlerinde DSP % 22,19’luk oy oranıyla 136 milletvekili, MHP % 17,98’lik oy oranıyla 129 milletvekili, FP % 15,41’lik oy oranıyla 111 milletvekili, ANAP % 13,22’lik oy oranıyla 86 milletvekili ve DYP % 12,01’lik oy oranıyla 85 milletvekili kazanmışlardır. Bu seçimlerde de oyların % 8,71’ini alan CHP ile % 4,7’sini alan HADEP meclise girememişlerdir[20]. Türkiye’nin aradığı istikrar, 2002 seçimleriyle ve yine seçim sistemi dolayısıyla gerçekleşecektir. Fakat bu kez de ciddi bir temsil adaletsizliği sorunu doğacaktır[21].
Parg. 17. Katılım oranının % 79,14 olduğu 3 Kasım 2002 milletvekili genel seçimlerinde, AKP % 34,28 ile 363 milletvekili çıkarmış ve parlamentonun % 66’sına sahip olmuştur. CHP ise, % 19,39’la 178 milletvekili kazanmış ve meclisteki sandalyelerin yaklaşık % 32,4’ünü elde etmiştir. Seçimlerde ayrıca 9 adet de bağımsız milletvekili adayı parlamentoya girmeye hak kazanmıştır. Bu durum, oyların yaklaşık % 54’ünün parlamentoda temsil edildiği, kalan % 46’nın ise parlamentoda temsil imkanı bulamadığı anlamına gelmektedir. Bu oran oldukça yüksektir ve 1983 yılından itibaren, çifte barajlı kontenjanlı sistemin uygulandığı seçimlerde bile böyle bir rakama rastlanılmamıştır.
Parg. 18. Gerçekten bu seçimde oyların % 9,54’ünü alan DYP, % 8,36’sını alan MHP, % 7,25’ini alan Genç Parti, % 6,22’sini toplayan DEHAP ve % 5, 13’ünü alan ANAP, % 10’luk ülke barajı dolayısıyla mecliste temsil edilebilme olanağı bulamamışlardır[22]. Eğer ülke barajı %5 olsaydı beş parti de parlamentoda temsil olanağı bulacak ve oyların yaklaşık % 36’sı daha meclise yansıma olanağına kavuşacaktı. Bu beş partiye oy veren toplam seçmen sayısının 11,5 milyonu bulduğu dikkate alındığında durumun önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Parg. 19. Seçimlerde beş partinin % 5 ile % 10 arasında oy alıp ülke barajını geçememeleri, 3 Kasım seçimlerini, sonucu itibarıyla, çoğunluk sistemine benzetmiştir. Parlamentoya sadece iki parti girebilmiş ve bunlardan en çok oy alanı, aldığı oy oranının neredeyse iki katı milletvekili kazanmıştır. Kısacası, nispi temsil sistemiyle girilen seçimlerden, çoğunluk sistemi uygulanmış gibi bir sonuç çıkmıştır[23].
Parg. 20. Soruna dar anlamda istikrar, yani seçimlerden güçlü iktidar çıkması açısından yaklaşıldığında, sonuçların memnuniyet verici olduğu açıktır. Fakat böyle bir durum seçimlerden beklenen tek amaç değildir. Seçimlerin, ülkedeki siyasal eğilimlerin adil bir biçimde parlamentoya yansıtılması işlevi de vardır ve bu açıdan 3 Kasım seçim sonuçları hiç de makul sayılamayacaktır[24].
Parg. 21. Geçerli oyların % 46’sının parlamento dışında kalması ve seçimden birinci parti olarak çıkan AKP’nin, % 34’lük oya karşın neredeyse Anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşması, bu seçimlerde akla, ister istemez, meşruiyet ve temsil eksikliği sorunlarını getirmiştir. Kuşkusuz 3 Kasım seçimlerinde seçmenlerin %46’sının oyunun mecliste temsil olanağı bulamamış olması, parlamentonun ve iktidarın meşruiyetine halel getirmemiştir[25]. Ancak seçimlerin sonucunda, % 10’luk ülke barajından kaynaklanan bir temsil sorunu her zaman gündeme gelmiştir.
Parg. 22. 19 Nisan 2004 tarihinde yapılan milli egemenlik sempozyumunda konuşan Meclis Başkanı Bülent Arınç, başka ülkelerde yüzde 10 barajın olmadığını ya da daha düşük olduğunu hatırlatmıştır[26]. 20 Aralık 2005 tarihinde toplanan TÜSİAD yüksek İstişare Kurulu, ülke barajının düşürülmesini önermiş ve toplantıya katılan Cumhurbaşkanı da barajın düşürülmesi konusunda aynı görüşte olduğunu belirtmiştir[27].
Parg. 23. Öte yandan TÜSİAD, hazırlatmış olduğu raporda, yönetimde istikrar adına bugün korunmakta olan % 10 ülke barajının, temsilde adaleti tümüyle ortadan kaldırmaya ve böylece seçilenin meşruiyetini tartışmalı hale getirerek yönetimde istikrarı yok etmeye aday olduğunu belirterek, ülke barajının % 4–5 seviyesine düşürülmesini önermiştir[28].
IV- 22 Temmuz 2007 Seçim Sonuçları[29]
Siyasi Partinin Adı Oy Sayısı Oy Oranı Milletvekili
|
Aydınlık Türkiye Partisi |
100.982 |
0.29 |
- |
|
Bağımsız Türkiye Partisi |
182.095 |
0.52 |
- |
|
Saadet Partisi |
820.289 |
2.34 |
- |
|
İşçi Partisi |
128.148 |
0.37 |
- |
|
Cumhuriyet Halk Partisi |
7.317.808 |
20.88 |
112 |
|
Halkın Yükselişi Partisi |
179.010 |
0.51 |
- |
|
Özgürlük ve Dayanışma Partisi |
52.055 |
0.15 |
- |
|
Genç Parti |
1.064.871 |
3.04 |
- |
|
Demokrat Parti |
1.898.873 |
5.42 |
- |
|
Liberal Demokrat Parti |
35.363 |
0.10 |
- |
|
Milliyetçi Hareket Partisi |
5.001.869 |
14.27 |
70 |
|
Adalet ve Kalkınma Partisi |
16.327.291 |
46.58 |
341 |
|
Emek Partisi |
26.292 |
0.08 |
- |
|
Türkiye Komünist Partisi |
79.258 |
0.23 |
- |
|
Bağımsızlar |
1.835.486 |
5.24 |
26 |
Parg. 24. Katılım oranının % 84,25’i bulduğu 22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP % 46,58 ile 341 milletvekili çıkarmış ve parlamentodaki sandalyelerin % 62’sine sahip olmuştur. CHP, % 20,88’le 112 milletvekili kazanmış ve meclisteki sandalyelerin yaklaşık % 20’sini elde etmiştir. MHP ise, % 14, 27’lik oy oranıyla 70 milletvekilliğinin sahibi olmuştur[30]. MHP’nin meclisteki sandalye oranı, yaklaşık olarak % 13’e tekabül etmektedir. Seçimlerde ayrıca 26 adet de bağımsız milletvekili adayı parlamentoya girmeye hak kazanmıştır. Seçimlerde bağımsız oylarının toplamı % 5,24 olmuştur.
Parg. 25. Bağımsızların almış oldukları oyların büyük çoğunluğunun parlamentoya yansıdığı dikkate alınırsa, kullanılan toplam oyların yaklaşık % 87’sinin parlamentoda temsil edildiği, dolayısıyla % 13’ünün de parlamentoda temsil olanağı bulamadığı görülür. 1995, 1999 ve özellikle 2002 seçimleri dikkate alındığında bu oran, temsil adaleti bakımından oldukça ileri bir düzeyi ifade etmektedir.
Parg. 26. Öte yandan bu seçimler, partilerin aldıkları oyla, parlamentodaki sandalye sayıları arasında da çok önemli bir uçurum yaratmamış, yani önceki seçimlere oranla eksik ya da aşkın temsil düzeyi belli bir ölçüde kalmıştır. Bir önceki seçimde % 34 oyla sandalyelerin % 66’sını alan AKP, bu kez % 46 oy oranıyla sandalyelerin % 62’sini elde edebilmiştir. Muhalefet partileri ise, aşağı yukarı almış oldukları oy oranında sandalye sahibi olmuşlardır. AKP’nin sağladığı aşkın temsil, neredeyse barajı aşamayan partilerin oy oranlarının toplamına karşılık gelmektedir.
Parg. 27. 22 Temmuz seçimlerinde temsil adaletinin önemli ölçüde sağlanmış olmasını, parti birleşmeleri ve bağımsız aday formülünün yüzde 10 barajını etkisiz hale getirmesine borçlu olduğumuz söylenebilir. Gerçekten bu seçimlerde DSP adayları seçime CHP listelerinden girmiş ve bu konuda yaşanacak olan temsil eksikliğinin önüne geçilmiştir. Öte yandan DTP, adaylarını seçime bağımsız olarak sokmuş ve kendisi bakımından %10’luk ülke barajını geçersiz kılmıştır. Ayrıca BBP genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve ÖDP genel başkanı Ufuk Uras bağımsız aday olmayı tercih etmişler ve seçilerek meclise girmişlerdir. Ancak bu seçimde temsil adaletinin sağlanmış olmasını, salt parti birleşmeleri ve bağımsız aday formülüne bağlamanın doğru olmayacağını da vurgulamak gerekir. Nitekim bu seçimde bir önceki seçimdeki gibi seçmen tercihlerinde bölünme yaşanmamış olması da bu konuda önemli bir etken olmuştur.
Parg. 28. Gerçekten bir önceki seçimde seçmen tercihlerinde önemli bir bölünme yaşanmış ve oyların % 9,54’ünü alan DYP, % 8,36’sını alan MHP, % 7,25’ini alan Genç Parti, % 6,22’sini toplayan DEHAP ve % 5,13’ünü alan ANAP, % 10’luk ülke barajı dolayısıyla mecliste temsil edilebilme olanağı bulamamışlardır. 22 Temmuz seçimlerinde ise sadece Demokrat Parti %5’lik oy oranını yakalayabilmiştir. Öte yandan AKP, almış olduğu % 46,58’lik oy oranıyla seçmen tercihlerini bütünleştirmede önemli bir rol oynamıştır.
Parg. 29. Sonuçta tabloya bakınca 22 Temmuz seçimlerinde Türkiye’nin, hem güçlü bir tek parti iktidarı çıkarmayı başardığı, hem de yıllardır gerçekleştirmediği 'temsilde adalet' sorununu, şimdilik çözmüş olduğu görülmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bazı partiler birleşme, bazı partiler de bağımsız aday formülü ile yüzde 10 barajını geçersiz hale getirmişlerdir. Seçim sonunda AKP, CHP, DSP, MHP, DTP, BBP ve ÖDP parlamento'ya milletvekili sokmayı başarmışlardır. Böylece hem millet iradesinin yüzde 87'si Meclis'e taşınmış oldu, hem de parlamentoda temsil edilen siyasi görüş yelpazesi genişledi. Bu genişlemenin, iyi değerlendirilebilirse, siyasal sistemimiz açısından önemli bir fırsat yaratabileceği söylenebilir. Çünkü değişik görüşlerin parlamentoda temsil imkanı bulmalarının sayısız faydasının yanında, meşru siyasi kanalların açık olması ve siyasetin gayrı meşru zeminlere kaymasının önlenmesi gibi bir yararı olacaktır[31].
Parg. 30. Artık 2002 seçimleri sonrasında dile getirilen temsil adaleti sorunu bu dönem için dillendirilmeyecek gibi gözükmektedir. Fakat buradan yola çıkarak %10’luk ülke barajının temsil adaleti açısından, bundan sonra da sorun oluşturmayacağını söylemek mümkün müdür? Kanımca bu soruya cevap verebilmek için, 22 Temmuz seçimlerinde temsil adaletsizliğini önleyen etkenleri iyi değerlendirmek gerekir. Bu çerçevede;
Parg. 31. 1-Seçimlerde temsil adaletsizliğini gideren en önemli etken, başta AKP olmak üzere, ilk sıralardaki partilerin oy oranlarının yüksek olması ve % 10’luk barajı zorlayan partilerin bulunmamasıdır. Yani, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde seçmen tercihlerinde bölünme yaşanmamış olması, temsil adaleti bakımından olumlu sonuç vermiştir. Ancak böyle bir durumun bundan sonraki seçimlerde de gerçekleşeceğinin garantisi yoktur. Dolayısıyla mevcut sistem devam ettiği ve seçmen tercihlerinde bölünme yaşandığı bir seçimde, 3 Kasım 2002 seçimlerindekine benzer bir durumun ortaya çıkması mümkündür.
Parg. 32. 2-Bu seçimlerde temsil adaletsizliğini önleyen bir başka etken, parti birleşmeleri olmuştur. Ancak, partilerin seçimlerde ortak hareket etmeleri her zaman söz konusu olamayacaktır. Bir kere, ülkemizde siyasi partilerin seçim ittifakı yapabilmeleri hukuken mümkün değildir. Fiiliyatta yaşanan birleşmeler, bir partinin seçimlere girmeyip, adaylarını diğer partinin listelerinden seçime sokması şeklinde gerçekleşmektedir. Yani bu ittifaklar yasa dışı, gizli olarak yapılmaktadır. Kuşkusuz ideal olan bunun, serbestçe yapılabilmesidir[32]. Ancak yasal bir zemin olmaksızın böyle bir uygulamanın her seçimde tekrarlanması ve kimi partilerin yasal anlamda seçime katılmamaları, temel amacı iktidarı ele geçirmek olan siyasal partilerin varlık sebebiyle bağdaşmaz. Bu yüzden Siyasal Partiler Kanununun 105. maddesi, “Kuruldukları tarihten itibaren aralıksız iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerine katılmayan siyasi partiye, ikinci genel seçimin yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Cumhuriyet Başsavcılığınca kapanma kararı alması için yazılı tebligatta bulunur. Bu yazının tebliğinden itibaren üç ay içinde kapanma kararı alınmadığı takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığınca açılacak dava üzerine Anayasa Mahkemesinin kararıyla o siyasi parti kapatılır” hükmünü içermekteydi. Bu hüküm, Anayasa Mahkemesinin kararı ile, yayımından bir yıl sonra yürürlüğe girmek üzere, iptal edilmiştir[33]. Kuşkusuz bu karar isabetlidir. Çünkü Siyasi Partiler Kanunu, Anayasa' da belirtilenler dışında ilave bir kapatma sebebi getiremez. Ancak bir partinin seçimlere katılmamasının yaptırımsız bırakılması da doğru değildir[34]. Bu bağlamda partilerin seçime katılmadığı dönemlerde devlet yardımı almaması gibi cezaların dikkate alınması savunulabilir[35].
Parg. 33. 3-Üçüncü olarak partilerin seçime girmeyip bağımsız aday göstermeleri her zaman rasyonel bir tercih sayılamaz. Yukarıda da belirtildiği gibi, bir partinin seçime girmemesi, siyasal partilerin varlık nedeniyle bağdaşmaz. Öte yandan partilerin seçime girmeyip bağımsız aday göstermeleri, çok planlı hareket ettiklerinde bile, aldıkları oyla çıkardıkları milletvekili sayısı arasında orantısızlığa yol açmakta, yani eksik temsile neden olmaktadır. Sözgelimi Hakkari’de AKP, 29.280 oyla iki milletvekili çıkarırken, DTP’nin desteklediği bağımsız adaylar, 49560 oyla ancak bir milletvekiline sahip olabilmişlerdir.
Parg. 34. Sonuçta bütün bunlar, 22 Temmuz seçimlerinde sağlanmış olan temsil adaletinin seçim sisteminden bağımsız olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla %10’luk ülke barajının temsil adaleti açısından, bundan sonra da sorun oluşturmayacağını söylemek mümkün gözükmemektedir.
Parg. 35. Öte yandan belki doğrudan temsil adaleti açısından olmasa bile, siyasal temsil bakımından 22 Temmuz seçimlerinin iki önemli katkısından söz etmek gerekir. Birincisi seçimlere katılım oranının, yaz mevsiminin tam ortası olmasına kaşın, % 85’leri bulması, ikincisi ise, parlamentoya 48 kadın milletvekilinin girmiş olmasıdır. Bu sayı 1991’de 8, 1995’de 13, 1999’da 22, 2002 seçimlerinde ise, 24 şeklinde gerçekleşmişti[36].
V-Sonuç ve Öneriler
Parg. 36. Seçim sistemleri zaman ve mekana göre değişir. Ülkeler seçim sistemlerinin farklılığı karşısında, hangisini benimseyecekleri konusunda bir tercihte bulunurlar. Kuşkusuz her tercihin altına bir amaç yatar. İlk bakışta insana ideal gelen, halkın devlet organları içinde mükemmel bir biçimde temsil edilmesini sağlayan formülün bulunması ve ülkedeki tüm görüşlerin, ağırlıkları oranında mecliste temsil olanağına kavuşmalarıdır. Fakat amacın bu şekilde formüle edilmesi her zaman mümkün olmaz. Bazen yönetimde istikrar unsuru ön plana çıkar. Çoğu zaman ise, bu iki amacın, yani temsilde adalet ve yönetimde istikrarın bağdaştırılması yoluna gidilir[37].
Parg. 37. Türkiye’deki sistem de esas itibarıyla bu amacı tercih etmiştir. Ancak % 10’luk ülke barajı temsilde adalet ilkesini yönetimde istikrar ilkesine feda edecek bir nitelik arz edebilmektedir. Oysa demokrasilerde seçimin amacı, ne pahasına olursa olsun, istikrarlı bir hükümet kurulmasını sağlamak değil; aynı zamanda, adaletli bir temsili de olabildiğince temin etmektir. 3 Kasım 2002 seçimleri bunun en açık örneğidir. Gerçi 22 Temmuz 2007 seçimleri hem temsil adaleti hem de yönetimde istikrar açısından tatmin edici gözükmektedir. Ancak böyle bir sonucun bundan sonraki seçimlerde de yaşanması garanti değildir. Yaşanması halinde ise, zaten istikrar adına bir problem yok demektir. Çünkü 22 Temmuz seçimlerine % 5 ülke barajı ile girilseydi bile sandıktan tek parti iktidarı çıkardı. Bu da göstermektedir ki, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerinin birlikte gerçekleşmesi, seçim sisteminden ziyade seçimde alınan sonuçlara bağlıdır. Özellikle ilk sıralardaki partilerin oy oranlarının düzeyleri ile oyların partiler arasındaki dağılım biçimi adalet ve istikrarı birlikte gerçekleşmesi açısından çok önemlidir[38].
Parg. 38. Dolayısıyla, bu gerçek görülmeli ve %10 olan ülke barajı %5'e indirilmelidir. Gerçi Anayasa Mahkemesi bu oranda bir barajı anayasaya uygun bulmuş[39], Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de % 10’luk ülke barajının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlalini teşkil etmediğini belirtmiştir[40]. Ancak kabul etmek gerekir ki, bu oranda bir baraj Avrupa Konseyi üyesi olan hiçbir demokratik ülkede mevcut değildir. Bu oran İsveç’te % 4, Çek Cumhuriyeti ve Romanya’da %5, Danimarka’da %2’dir. Bulgaristan ise, % 8’le Türkiye’ye en çok yaklaşan ülkedir[41]. Almanya’da ise ülke barajının % 5 olduğu bilinmektedir.
Parg. 39. Elbette ülkemizde ülke barajının %5’e indirilmesinin, yönetimde istikrar açısından dezavantajlı bir durum yaratacağı söylenebilir. Bunu gidermek ve dolayısıyla yönetimde istikrarı sağlamak adına %5’lik ülke barajının yanında, seçim çevrelerinin küçültülmesi ve makul bir ölçüde çevre barajının konulması savunulabilir.
Parg. 40. Ayrıca ülke barajının düşürülmesine ve çevre barajının konulmasına ek olarak, partilerin seçimlerde işbirliği yapmaları yasağından da vazgeçilmelidir. Partileri seçimlerde işbirliği yapmaları, hem nispi temsil sisteminin yarattığı sakıncalara engel olacak, hem de partiler arasındaki dağınıklığı önleyerek yumuşamaya yol açabilecektir.
Parg. 41. Bu konuda yapılabilecek bir diğer öneri ise, %10 ülke barajının korunması, fakat 550 milletvekilinden 100 tanesinin, baraj esası gözetilmeksizin ya da %2 veya %3 gibi düşük bir baraj esas kabul edilerek, ülke seçim çevresi esasına göre belirlenmesidir[42].
Parg. 42. Böyle bir sistemin kabul edilmesi, sembolik bile olsa, hemen hemen bütün partilerin mecliste temsil edilebilmelerine olanak tanıyacak ve parlamentonun kapılarını tüm görüşlere açmış olacaktır. Kuşkusuz değişik görüşlerin parlamentoda temsil imkanı bulmalarının sayısız faydası vardır. Fakat belki de en önemlisi, meşru siyasi kanalların açık olması ve siyasetin gayrı meşru zeminlere kaymasının önlenmesidir[43].
* Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi
[1] Milli egemenlik ve temsil ilişkisi için bkz. Tevfik Gülsoy, “Milletin Temsili”, KhuKa, Eylül 2006, s.71-86.
[2] Seçim-demokrasi ilişkisi için bkz. Bülent Daver, “Türkiye'de Siyasal Haklar”, Türkiye'de İnsan Hakları, AÜHF Y.., Ankara, 1970, s.54.
[3] Necmi Yüzbaşıoğlu, “Türkiye'de Uygulanan Seçim Sistemleri ve Bunlara İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararlarına Göre Nasıl Bir Seçim Sistemi,” İÜHFM, Cilt:LV, Sayı:1-2, 1995-1996, s.105.
[4] E:1995/56, K:1995/60, Karar Tarihi:1.12.1995, http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1995/K1995-60.htm, Erişim Tarihi:04.08.2007.
[5] Seyfettin Gürsel, “Dar Bölge Seçim Sistemi”, Türkiye Günlüğü, Sayı 23, Yaz 1993, s.47.
[6] Nihat Bulut, “Temsilde Adalet İlkesi Açısından 3 Kasım 2002 Seçimleri”, e-akademi, Hukuk, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Aylık İnternet Dergisi, Sayı:10, Aralık 2002, http://www.e-akademi.org/arsiv.asp?sayi=10, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[7] Siyasal istikrar kavramı için bkz. Meltem Dikmen Caniklioğlu, “Seçim Sistemlerinin Siyasal İstikrarın Sağlanmasındaki Rolü”, Anayasa Yargısı 16, Ankara, 1999, s.18; Servet Armağan, “Memleketimizde Siyasi İstikrar (Siyasi Partiler ve Seçim Sistemlerinin Değerlendirilmesi)”, Anayasa Yargısı 16, Ankara, 1999, s.220-221.
[8] Bkz. Burhan Kuzu, “Seçim Sistemimiz ve Bazı Öneriler”, Prof. Dr. Ömer Teoman’a 55. Yaş Günü Armağanı, C.II, İstanbul, 2002, s.1558.
[9] Bkz. Yüzbaşıoğlu, s.105-106; Süheyl Batum, “Fransa'da Uygulanan İki Turlu Çoğunluk Sistemi Üzerine Düşünceler”, Türk Demokrasi Vakfı Bülteni, Sayı: 16, Aralık 1993, s.11; Ergun Özbudun, “Türkiye İçin Nasıl Bir Seçim Sistemi”, Türk Demokrasi Vakfı Bülteni, Sayı:16, Aralık, 1993, s.7.
[10] Kemal Gözler, “TBMM Üyelerinin Seçimi", www.anayasa.gen.tr/tbmm-secim, Erişim Tarihi: 05.08.2007.
[11] Çoğunluk sisteminin sakıncaları için bkz. Sami Sezen, Seçimler ve Demokrasi, Gündoğan Y., Ankara, 1993, s.175-179.
[12] Seçim sonuçları için bkz. http://www.belgenet.net/ayrinti.php?yil_id=2 Erişim Tarihi: 01.08.2007.
[13] Hikmet Sami Türk, “Türkiye İçin Nasıl Bir Seçim Sistemi”, http://www.ekitapyayin.com/id/063/secimsis1.htm, Erişim Tarihi: 05.08.2007.
[14] Nispi temsil sisteminin eksiklikleri için bkz. Sezen, s. 205-208.
[15] Demokrasiye geçilmesinden 1995 yılına kadar ülkemizde uygulanan seçim sistemleri için bkz. Hikmet Sami Türk/Erol Tuncer, Türkiye için Nasıl Bir Seçim Sistemi, Tesav Y., Ankara 1995.
[16] Bkz. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, Beta Y., İstanbul, 1997, s.189 vd.
[17] Seyfettin Gürsel, “Toplumsal Tercih Kuramı Çerçevesinde Anayasa’nın 67. Maddesinde Yer Alan Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar İlkelerinin Değerlendirilmesi”, Anayasa Yargısı 16, Ankara, 1999, s.47.
[18] Yine de şu noktayı gözden ırak tutmamak gerekmektedir: 1995 ve 1999 seçimlerinde yüksek çevre barajlarının neden olduğu dengesizlikler büyük ölçüde giderilmiştir. Gerçekten %10'luk ülke barajının neden olduğu temsil zafiyetini bir yana bırakırsak, 1987 seçimlerinde ANAP aldığı %36 oya karşılık, mecliste % 65'le temsil edilme olanağı bulmuşken, DYP %19'la %13, SHP ise %25'le %22 temsil imkanı kazanmıştır. Aynı dengesizlik 1991 seçimleri için de söz konusudur. Bu seçimde oyların %11'ini alan DSP, meclisteki sandalyelerin ancak %1,5'ini kazanabilmiştir. (Bkz. Abdullah Dinçkol, " Türkiye'de Parlamento Seçimleri," Hukuk Araştırmaları, 1992-1993, s. 150.) Dolayısıyla, 1995 ve 1999 seçimlerinde önceki seçimlere göre bir temsil adaleti olgusunun yaratılmış bulunduğunu belirtmek gerekmektedir. (Bulut, Temsilde Adalet İlkesi Açısından 3 Kasım 2002 Seçimleri, http://www.e-akademi.org/arsiv.asp?sayi=10, Erişim Tarihi: 04.08.2007.)
[19] Bkz. Yüzbaşıoğlu, s.140.
[20] Bkz. RG: 27 Nisan 1999, Sayı: 23678-Mükerrer.
[21] 3 Kasım 2002 seçimlerinin temsil adaleti açısından değerlendirilmesi için bkz. Bulut, “Temsilde Adalet İlkesi Açısından 3 Kasım 2002 Seçimleri”, http://www.e-akademi.org/arsiv.asp?sayi=10, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[22] 3 Kasım 2002 seçim sonuçları için bkz. RG: 10 Kasım 2002, Sayı: 24932.
[23] Bulut, “Temsilde Adalet İlkesi Açısından 3 Kasım 2002 Seçimleri”, http://www.e-akademi.org/arsiv.asp?sayi=10, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[24] İbid.
[25] İbid.
[26] Arınç’ın konuşması için bkz. http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tbmm_basin_aciklamalari_sd.aciklama?p1=4167 Erişim Tarihi: 01.08.2007.
[27] Hürriyet, 20 Aralık 2005.
[28] TÜSİAD, Türk Demokrasisinde 130. Yıl, Prof. Dr. Bülent Tanör’ün Anısına Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri 10. Yıl Güncellemesi, Yayına Hazırlayan Zafer Üskül, www.tusiad.org/haberler/basin/duyuruno931, Erişim Tarihi: 01.08.2007.
[29] 22 Temmuz 2007 seçim sonuçları için bkz. RG: 30 Temmuz 2007, Sayı: 26598 – Mükerrer.
[30] İstanbul 3. Bölge'den seçilen MHP'li Mehmet Cihat Özönder'in vefatı nedeniyle bir sandalye boş kalacak ve TBMM'de 549 milletvekili görev yapacaktır.
[31] Bulut, “Temsilde Adalet İlkesi Açısından 3 Kasım 2002 Seçimleri”, http://www.e-akademi.org/arsiv.asp?sayi=10, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[32] Doğu Perinçek, Siyasi Partilerin Hukuki Rejimleri, Siyasai Partiler ve Demokrasi, Tesav Y., 1999, http://www.ekitapyayin.com/?kitap=070, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[33] E: 2003/21 - K: 2003/13, Karar Tarihi: 1.4.2003, RG: Sayı: 25176, Tarih: 22.7.2003.
[34] Anayasa Mahkemesinin yürürlüğü bir yıl ertelemesi de bu amaca yönelik sayılmalıdır.
[35] TESEV, Siyasi Partiler Kanunu İle İlgili Görüş ve Öneriler, http://www.tesev.org.tr/ddg/spk1711.php, Erişim Tarihi: 03.08.2007.
[36] http://www.belgenet.net/ayrinti.php?yil_id=11, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[37] Nihat Bulut, “Adalet-İstikrar İkilemi Bağlamında Türk Seçim Sistemi Geleneği ve İki Turlu Çoğunluk Sistemi Üzerine Düşünceler”, Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal Tekinalp’e Armağan, Cilt-III, Beta Y., İstanbul, 2003, s.245.
[38] Erol Tuncer, Türkiye’de Seçim Uygulamaları/Sorunları Işığında Temsilde Adalet-Yönetimde İstikrar İlkelerinin İşlevselliği, Anayasa Yargısı 23, Ankara, 2006, s.181.
[39] E: 1995/54, K:1995/59, KT: 18. 11. 1995, http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1995/K1995-59.htm, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[40] 3 Kasım 2002 seçimlerde DEHAP’ın Şırnak milletvekili adayları olan Sadak ve Yumak, partilerinin kentte yüzde 45,95 oranında oy almasına karşın, Türkiye genelinde barajı aşamaması üzerine milletvekili seçilemediklerini vurgulamışlar ve bunun Sözleşmenin Ek Birinci Protokolünün üçüncü maddesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir. Mahkeme, devletlerin seçim kanunlarını belirlerken geniş bir takdir hakkına sahip olduklarını belirtmiş ve Sözleşmenin ilgili hükmünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Ancak kararda bu konudaki en elverişli çözüm için Türkiye’deki yargı, yasama ve siyasilerin karar verme durumunda oldukları da vurgulandı ve farklı siyasi eğilimlerin uygun biçimde temsil edilebilmeleri için barajın düşürülmesinin arzu edilebilir bir durum olduğu kaydedildi. Karar metni için bkz. http://serkancengiz.av.tr/fileadmin/articles/yumak_ve _sadak.pdf, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[41] Avrupa Konseyi üyesi ülkelerindeki ulusal baraj oranları için bkz. Yumak ve Sadak/Türkiye Kararı, http://serkancengiz.av.tr/fileadmin/articles/yumak_ve _sadak.pdf, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[42] Aslında bu sistem, %10 ülke barajı sabit kalmak kaydıyla 1995 seçimlerinde uygulanmak istenmişti. 27.10.1995 tarih ve 4125 Sayılı Kanunla, 550 milletvekilinin 100’ünün ülke seçim çevresi esasına göre belirleneceği, seçimden sonra ise partilerin yetkili organlarınca her il için birden fazla olmamak kaydıyla belirli illerle ilişkilendirileceği hükme bağlanmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi bu tür bir ilişki kurmayı “Anayasa dışı bağ kurulması” olarak nitelendirmiş ve Anayasanın milletvekillerinin sınıflandırıp, değişik biçimlerde adlandırmaya elverişli olmadığı sonucuna vararak, yasanın ilgili hükmünü iptal etmişti. E: 1995/54, K:1995/59, KT: 18. 11. 1995, http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1995/K1995-59.htm, Erişim Tarihi: 04.08.2007.
[43] Bulut, “Temsilde Adalet İlkesi Açısından 3 Kasım 2002 Seçimleri”, http://www.e-akademi.org/arsiv.asp?sayi=10, Erişim Tarihi: 04.08.2007.