|
|||||||||
|
Makale:
Çev.:
Yrd.Doç.Dr. Seyithan Deliduman(··)
Özet:
Parg. 1.
Bir alan ismi kaydının değiştirilmesinin talep
edildiği ihtiyati tedbir prosedüründe, sonuçta kaydın kesin olarak terk
edilmesi talebi söz konusu olduğundan, böyle bir talep ivedi prosedür yolunda
ileri sürülemez. Çünkü bu suretle, basit koruma prosedürünün görevi olmayan, asıl
talebin tam olarak yerine getirilmesiyle birleşmiş olurdu.
Vakıanın ortaya konulmasından ZPO § 543 gereğince sarfınazar
edilmiştir.
Kararın
Gerekçeleri
Parg. 2.
Davalının istinaf talebi münhasıran, www. ..... alan
ismi hususunda, davacının tescil eden ve bay....’nın idareci olarak
kaydedilmesine, .... karşısında muvafakat etmeye, yerel mahkeme (asliye
mahkemesi) tarafından kendisine hak verilmiş olup olmadığı konusunda,
yerindedir. Çünkü, ivedilik ve böylece ZPO §§ 935, 940 anlamında tasarruf
(tedbir) sebebi eksik ve bununla esas konunun caiz olmayan bir şekilde öncelik
kazanması söz konusu olduğu kadarıyla,
istenen ihtiyati tedbir kararı verilmemeli idi.
Parg. 3.
Olayda bir rekabet hukuku ihtilafı mevcut değildir,
öyle ki, Daire’nin müstakar içtihadına göre UWG § 25’te aciliyet karinesi yoktur. Davacının, diğer tasarruf
prosedürlerinde olduğu gibi, talebinin kabulünün aciliyetini açıkça ortaya
koyması ve inandırıcı bir şekilde ispat etmesi gerekirdi. Bu husus eksiktir.
Parg. 4.
ZPO §§ 935, 940 hükümlerine göre, bunun için davacının
yerine getirilecek menfaati hakkında, alacaklının hakkının geçici himayesinin
zorunlu olması gereklidir. Çünkü, esas prosedürde ilama bağlanacak talebin
yerine getirilememesine veya ağır şartlar altında getirilebilmesine dikkat
etmek gerekir, zira mevcut durum değiştirilmeye zorlanacaktır[1]
veya aksi takdirde alacaklı için önemli zararlar meydana gelecektir. ZPO §
935’te olduğu gibi, bir koruma tedbirinin gerekliliğinin davacıya ilişkin alan
isminin aktarılmasının kabulü hakkındaki talebin gerçekleşmesi tehlikesinden
anlaşılması gerekir. Böylece ZPO § 940 çerçevesinde ihtiyati bir düzenlemenin
zorunluluğu somut hukuki ilişkinin güncel tehlikesinin ve bundan istidlal
edilen kabul talebinden anlaşılması zorunlu idi. Böyle hususları davacı, Kurul
önünde sözlü yargılamadaki ilgili talebinde de ortaya koyamadı.
Parg. 5.
Kaydın değiştirilmesinde talep edilen isteğe,
rezervasyonun (kaydın) kesin terk edilmesinin eklenmesi gerekir. Bir eylemin
yapılmasına ilişkin böyle bir talep, esas itibariyle, ivedi yargılama yolunda
ileri sürülemez. Çünkü böylece asıl talep tümüyle yerine getirilmesi basit
koruma prosedürünün görevi olamaz[2].
Tasarruf prosedüründe asıl konuya verilecek böyle bir öncelik verilecek
hallere, istisnai olarak, müsaade edilir. Örneğin, nafaka hukukunda veya zilyetlik
hukukunda yasaklanmış olan kendi gücünü kullanma, mevcut durumla
karşılaştırılamaz. Şüphesiz davacı asla ...... alan isminin sahibi olmadı. Onun
borçlar hukuku anlamında bir devir hakkına sahip olması gerekmiş olsaydı bile,
bu kurucu (inşai) bir hak elde etme ve
zilyetlikte olduğu gibi mutlak bir hakka eş olamaz.
Parg. 6.
Masraf kararı ZPO §§ 91, 92’ye dayanmaktadır.
Parg. 7.
Geçici icra edilebilirliğe ilişkin karar ZPO §§
708/10, 711, 713’e dayanmaktadır.
KARARIN
DEĞERLENDİRMESİ:
Parg. 8.
Hamm Yüksek Eyalet Mahkemesinin verdiği kararın en
önemli ve dolayısıyla değerlendirmemize konu teşkil edecek kısmı, davanın
(uyuşmazlığın) esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak şekilde
(nitelikte) bir ihtiyati tedbir kararının verilip verilemeyeceği noktasıdır.
Konu Alman Medeni Usul Kanunu’nun (ZPO) 935. Paragrafında düzenlenmiştir.
Parg. 9.
Mahkemenin verdiği karar kanuna uygun olup,
isabetlidir. Hukukumuz bakımından durum ele alındığında ise, aynı sonucun,
konuyu düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesi bakımından
da geçerli olduğunu görmekteyiz. Zira mahkeme, ancak gecikmesi halinde
doğabilecek tehlikeyi veya önemli zararı geçici olarak önlemek için ve yalnız
bu amaçla sınırlı olmak üzere ihtiyati tedbir kararı verebilir[3].
İhtiyati tedbir prosedüründe davanın esasını çözümlemeye yönelik şekilde karar
verilemeyeceği konusunda doktrinde görüş birliği vardır[4].
Parg. 10.
Yargıtay verdiği bir kararında[5]
bu hususu şöyle ifade etmiştir: “Mahkemece davacının isteği üzerine ihtiyati
tedbir kararı verilmiştir. Uyuşmazlığın esasını çözümleyecek şekilde ve
davacının dava sonunda elde etmesi gerekeni peşinen hükme bağlayacak nitelikte
tedbir kararı verilemeyeceği düşünülerek bu konudaki davacı isteğinin reddi
icap ettiği halde mahkemece bu esaslara aykırı şekilde tedbir kararı verilmesi
Usulün 101. ve sonraki maddelerine aykırıdır”.
Parg. 11.
Sonuç olarak, uyuşmazlığın esası hakkında tam bir
inceleme yapılmadığında, ihtiyati tedbir prosedüründü, uyuşmazlığın esasını
çözücü nitelikte, bir başka ifade ile, dava sonunda elde edilebilecek olana
eşdeğer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez. Bu yüzden mahkemenin
kararı, gerek Alman hukuku bakımından gerek hukukumuz bakımından yerindedir.
(·) Jur PC Web-Dok.9/2002, Abs. 1-7 (http://www.jurpc.de/rechtspr/20020009.htm).
(··) A.Ü. Erzincan Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Öğretim Üyesi.
[1] Schuschke/Walter, ZPO, § 935 Rdn.12 mit weiteren Nachweisen).
[2] OLG Frankfurt MMR 2000, 752, 753.
[3] Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul 2001, s. 4312; . Bak. ; aynı şekilde: 4. HD 16.6.1975, 3746/7665 (ABD 1975/3, s. 426-432); 21.6.1979, 4268/8360 (YKD 1980/81080-1082); HGK 13.5.1977, 4-1976/480 (YKD 1978/8, s. 1255-1257). Fakat, kanunların açıkça öngördüğü ihtiyati tedbir hallerinde, dava konusu uyuşmazlığın esasını çözümleyecek sonuç doğuracak nitelik ihtiyati tedbir kararı verilebilir (Kuru, s. 4314).
[4] Yılmaz, O., İhtiyati Tedbir, Konya Ereğlisi 1963, s. 28; Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü El Kitabı, İstanbul 1995, s. 721; Özekes, M., İcra İflas Hukukunda İhtiyati Haciz, Ankara 1999, s. 57; Alangoya Y., Medeni Usul Hukuku Esasları, C. I, İstanbul 2000, s. 356; Üstündağ, S., Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000, s. 583; Pekcanıtez, H/Atalay O/Özekes M., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2001, s. 558; Kuru, s. 4312.
[5] 4. HD 2.1.1969, 6263/47 (Kuru, s. 4314); “Davanın esasını çözümleyemeye yönelik şekilde böyle bir tedbir kararının ittihazı doğru bulunmamaktadır” (11. HD 30.5.1989, 3097/3291 (İKİD 1989/344, s. 6640-6643).