Son Güncelleme Tarihi 01.05.2002
 
 

 

Makale:

 

HAMM YÜKSEK EYALET MAHKEMİSİNİN İHTİYATİ TEDBİR YOLUYLA ALAN İSMİ KULLANIMININ TERK EDİLMESİNE İLİŞKİN 31.05.2001 TARİHLİ KARARI ve DEĞERLENDİRMESİ(·)

Çev.: Yrd.Doç.Dr. Seyithan Deliduman(··)

DOSYA NO   : 4 U 27/01

ZPO §§ 935, 940

 

Özet:

        Parg. 1.                  Bir alan ismi kaydının değiştirilmesinin talep edildiği ihtiyati tedbir prosedüründe, sonuçta kaydın kesin olarak terk edilmesi talebi söz konusu olduğundan, böyle bir talep ivedi prosedür yolunda ileri sürülemez. Çünkü bu suretle, basit koruma prosedürünün görevi olmayan, asıl talebin tam olarak yerine getirilmesiyle birleşmiş  olurdu.

Vakıanın ortaya konulmasından ZPO § 543 gereğince sarfınazar edilmiştir.

Kararın Gerekçeleri

        Parg. 2.                  Davalının istinaf talebi münhasıran, www. ..... alan ismi hususunda, davacının tescil eden ve bay....’nın idareci olarak kaydedilmesine, .... karşısında muvafakat etmeye, yerel mahkeme (asliye mahkemesi) tarafından kendisine hak verilmiş olup olmadığı konusunda, yerindedir. Çünkü, ivedilik ve böylece ZPO §§ 935, 940 anlamında tasarruf (tedbir) sebebi eksik ve bununla esas konunun caiz olmayan bir şekilde öncelik kazanması  söz konusu olduğu kadarıyla, istenen ihtiyati tedbir kararı verilmemeli idi.

        Parg. 3.                  Olayda bir rekabet hukuku ihtilafı mevcut değildir, öyle ki, Daire’nin müstakar içtihadına göre UWG § 25’te aciliyet karinesi  yoktur. Davacının, diğer tasarruf prosedürlerinde olduğu gibi, talebinin kabulünün aciliyetini açıkça ortaya koyması ve inandırıcı bir şekilde ispat etmesi gerekirdi. Bu husus eksiktir.

        Parg. 4.                  ZPO §§ 935, 940 hükümlerine göre, bunun için davacının yerine getirilecek menfaati hakkında, alacaklının hakkının geçici himayesinin zorunlu olması gereklidir. Çünkü, esas prosedürde ilama bağlanacak talebin yerine getirilememesine veya ağır şartlar altında getirilebilmesine dikkat etmek gerekir, zira mevcut durum değiştirilmeye zorlanacaktır[1] veya aksi takdirde alacaklı için önemli zararlar meydana gelecektir. ZPO § 935’te olduğu gibi, bir koruma tedbirinin gerekliliğinin davacıya ilişkin alan isminin aktarılmasının kabulü hakkındaki talebin gerçekleşmesi tehlikesinden anlaşılması gerekir. Böylece ZPO § 940 çerçevesinde ihtiyati bir düzenlemenin zorunluluğu somut hukuki ilişkinin güncel tehlikesinin ve bundan istidlal edilen kabul talebinden anlaşılması zorunlu idi. Böyle hususları davacı, Kurul önünde sözlü yargılamadaki ilgili talebinde de ortaya koyamadı.

        Parg. 5.                  Kaydın değiştirilmesinde talep edilen isteğe, rezervasyonun (kaydın) kesin terk edilmesinin eklenmesi gerekir. Bir eylemin yapılmasına ilişkin böyle bir talep, esas itibariyle, ivedi yargılama yolunda ileri sürülemez. Çünkü böylece asıl talep tümüyle yerine getirilmesi basit koruma prosedürünün görevi olamaz[2]. Tasarruf prosedüründe asıl konuya verilecek böyle bir öncelik verilecek hallere, istisnai olarak, müsaade edilir. Örneğin, nafaka hukukunda veya zilyetlik hukukunda yasaklanmış olan kendi gücünü kullanma, mevcut durumla karşılaştırılamaz. Şüphesiz davacı asla ...... alan isminin sahibi olmadı. Onun borçlar hukuku anlamında bir devir hakkına sahip olması gerekmiş olsaydı bile, bu kurucu  (inşai) bir hak elde etme ve zilyetlikte olduğu gibi mutlak bir hakka eş olamaz.

        Parg. 6.                  Masraf kararı ZPO §§ 91, 92’ye dayanmaktadır.

        Parg. 7.                  Geçici icra edilebilirliğe ilişkin karar ZPO §§ 708/10, 711, 713’e dayanmaktadır.

 

KARARIN DEĞERLENDİRMESİ:

        Parg. 8.                  Hamm Yüksek Eyalet Mahkemesinin verdiği kararın en önemli ve dolayısıyla değerlendirmemize konu teşkil edecek kısmı, davanın (uyuşmazlığın) esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak şekilde (nitelikte) bir ihtiyati tedbir kararının verilip verilemeyeceği noktasıdır. Konu Alman Medeni Usul Kanunu’nun (ZPO) 935. Paragrafında düzenlenmiştir.

        Parg. 9.                  Mahkemenin verdiği karar kanuna uygun olup, isabetlidir. Hukukumuz bakımından durum ele alındığında ise, aynı sonucun, konuyu düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesi bakımından da geçerli olduğunu görmekteyiz. Zira mahkeme, ancak gecikmesi halinde doğabilecek tehlikeyi veya önemli zararı geçici olarak önlemek için ve yalnız bu amaçla sınırlı olmak üzere ihtiyati tedbir kararı verebilir[3]. İhtiyati tedbir prosedüründe davanın esasını çözümlemeye yönelik şekilde karar verilemeyeceği konusunda doktrinde görüş birliği vardır[4].

      Parg. 10.                Yargıtay verdiği bir kararında[5] bu hususu şöyle ifade etmiştir: “Mahkemece davacının isteği üzerine ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Uyuşmazlığın esasını çözümleyecek şekilde ve davacının dava sonunda elde etmesi gerekeni peşinen hükme bağlayacak nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği düşünülerek bu konudaki davacı isteğinin reddi icap ettiği halde mahkemece bu esaslara aykırı şekilde tedbir kararı verilmesi Usulün 101. ve sonraki maddelerine aykırıdır”.

      Parg. 11.                Sonuç olarak, uyuşmazlığın esası hakkında tam bir inceleme yapılmadığında, ihtiyati tedbir prosedüründü, uyuşmazlığın esasını çözücü nitelikte, bir başka ifade ile, dava sonunda elde edilebilecek olana eşdeğer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez. Bu yüzden mahkemenin kararı, gerek Alman hukuku bakımından gerek hukukumuz bakımından yerindedir.



(·)    Jur PC Web-Dok.9/2002, Abs. 1-7 (http://www.jurpc.de/rechtspr/20020009.htm).

(··) A.Ü. Erzincan Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Öğretim Üyesi.

[1]      Schuschke/Walter, ZPO, § 935 Rdn.12 mit weiteren Nachweisen).

[2]      OLG Frankfurt MMR 2000, 752, 753.

[3]      Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul 2001, s. 4312; . Bak. ; aynı şekilde: 4. HD 16.6.1975, 3746/7665 (ABD 1975/3, s. 426-432); 21.6.1979, 4268/8360 (YKD 1980/81080-1082); HGK 13.5.1977, 4-1976/480 (YKD 1978/8, s. 1255-1257). Fakat, kanunların açıkça öngördüğü ihtiyati tedbir hallerinde, dava konusu uyuşmazlığın esasını çözümleyecek sonuç doğuracak nitelik ihtiyati tedbir kararı verilebilir (Kuru, s. 4314).

[4]      Yılmaz, O., İhtiyati Tedbir, Konya Ereğlisi 1963, s. 28; Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü El Kitabı, İstanbul 1995, s. 721; Özekes, M., İcra İflas Hukukunda İhtiyati Haciz, Ankara 1999, s. 57; Alangoya Y., Medeni Usul Hukuku Esasları, C. I, İstanbul 2000, s. 356; Üstündağ, S., Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000, s. 583; Pekcanıtez, H/Atalay O/Özekes M., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2001, s. 558; Kuru, s. 4312.

[5]      4. HD 2.1.1969, 6263/47 (Kuru, s. 4314); “Davanın esasını çözümleyemeye yönelik şekilde böyle bir tedbir kararının ittihazı doğru bulunmamaktadır” (11. HD 30.5.1989, 3097/3291 (İKİD 1989/344, s. 6640-6643).