Son Güncelleme Tarihi 01.05.2002
 
 

 

ALMAN FEDERAL MAHKEMESİNİN (BGH) TAHKİME İLİŞKİN

15.7.1999 TARİHLİ- III 2B 21/98 SAYILI KARARI*

 

       Çev. Yrd.Doç.Dr.Yavuz KAPLAN**

 

(OLG Oldenburg)

Usul Hukuku

 

Yeni Düzenleme Çerçevesinde Hakem Kararı[1]

Federal Mahkeme tarafından yapılan yargılamada,

ZPO § 561, 1063/II, 1065/II, 2 dikkate alınmıştır.

Dava Konusu:

        Parg. 1.                  a. ZPO’nun 1062/I, 2 ve 4. bentleri çerçevesinde, Eyalet Yüksek Mahkemesi (OLG) tarafından verilen kararlara karşı, Federal Mahkemede (BGH) itiraz yoluna gidilebileceği belirtilen hallerde, esas olarak hukukî hükmün verilmesi için gerekli olan maddî delil ve tespitlerin belirtilmesi zorunludur.

        Parg. 2.                  b. Hukukî itirazın yapılacağı makam olan Federal Mahkemenin denetim yetkisi, yeni tahkim yargılaması düzenlemesine göre belirlenecektir.

        Parg. 3.                  c. Sözlü duruşmanın lüzumuna, yeni tahkim yargılaması düzenlemesine göre karar verilecektir.

Olay:

        Parg. 4.                  Taraflar, aralarında 1997 yılında yapılan işbirliği ve satım sözleşmesi ile kurulmuş olan akdî ilişkinin, değişikliğe uğramadan mevcudiyetini devam ettirdiğinin ve o sözleşmeden kaynaklanan belirli ödemelerin davacılara ileri sürülmesine davalı tarafından neden olunduğunun tespit edilmesine ilişkin hakem kararının icra edilebilirliği konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Buna ilişkin yargılama, 22.12.1997 tarihli ve ZPO’nun 10.kitabında yer alan yeni yasal düzenlemeler çerçevesinde yapılacaktır (BGBl. I, 3224). Davacılar  Eyalet Yüksek Mahkemesinden hakem kararının icra edilebilirliğine (Vollstreckbarerklärung) karar verilmesini istemişler; davalı ise, bu talebin reddi ile hakem kararının iptalini talep etmiştir. Eyalet Yüksek Mahkemesi, hakem kararının icra edilebilirliği yönünde karar vermiştir. Böylece davalının itirazı sonuçsuz kalmıştır.

Şu Sebeplerden Dolayı:

        Parg. 5.                  a. Olay hakkında ağırlık teşkil eden noktalara ilişkin olmayan usul itirazı, sonuç hakkında etkili olma bakımından yeterli değildir. ZPO’nun 1065/II. maddesi aynı Kanun’un 561.maddesine atıf yapmaktadır. Bu hükmün olaya tatbiki ise, Federal Mahkemenin, Eyalet Yüksek Mahkemesinin olaya ilişkin tespitleri ile bağlı olmasını gerektirir (karş. BT Drucks[2] 13/5274, 66). Bunun anlamı, ZPO’nun 1062/I.maddesinin 2 ve 4. bentleri çerçevesinde, iptal isteminin Federal Mahkemede görüleceği olaylarda, esas olarak hukukî kararın verilmesi için lüzumlu olan olaya ilişkin tespit ve delillerle birlikte talepte bulunulması gereğidir. Ancak, bundan, zorunlu olarak, olaya ilişkin tespit ve değerlendirmelerin daima belirli bir şekle uygun olarak ve sadece karara ilişkin hukukî gerekçeler çerçevesinde yapılması gerektiği anlamı çıkarılmamalıdır. Bundan daha ziyade, buna ilişkin talebin, olay ve uyuşmazlık konusunu ve kararın verilmesine dayanak oluşturan hukukî yönleri vurgulayacak nitelikte olması ve olaya bakan mahkeme (OLG) uygulamasının ne şekilde cereyan ettiğinin açıkça anlaşılabilmesine elverişli olması yeterli kabul edilmelidir. Anlaşılması açık olaylarda, bir hakem kararına ilişkin olarak, hukukî değerlendirme için ölçüt olacak tespit ve kriterler dikkate alınabilir. Burada da öyle olmuştur.

        Parg. 6.                  b. ZPO’nun 1059/II.maddesinin 2b. bendinde yer alan ve yetkili makam tarafından dikkate alınacak olan iptal nedeni (kamu düzenine aykırılık) burada söz konusu değildir. Karara itiraz, davalı tarafından aynı zamanda kamu düzenine aykırılık nedenine de dayandırılmıştır. Zira, satım sözleşmesinin içeriğinde yalnızca davacı satıcı olarak yer almasına rağmen, hakem mahkemesinin davalıyı her iki davacıya birden ödeme yapmakla yükümlü kıldığı belirtilmiştir. Halbuki, bu durum, sadece sözleşmenin yorumu ile ilgili olup; hakem kararının içerik olarak maddî denetiminin resmî mahkemede yapılması yasaktır (karş. BT Drucks 13/5274, 58, 59). Hakem mahkemesinin sözleşme çerçevesinde yaptığı yorum yanlış olsa bile, varılan sonucun kamu düzeni bakımından aykırılık oluşturduğundan söz edilemez.

        Parg. 7.                  Hukukî itirazda yukarıda belirtilen sebep dışında, hakem mahkemesinin görevini yaparken bir usul ihlâli yaptığına ilişkin herhangi bir kayıt yoktur. Böyle bir itirazda bulunulduğu hakkında, hakem kararına da herhangi bir kayıt koydurulmamıştır. Bu konudaki şüphe ve tereddütlerin hangi ölçüde ZPO’nun 1059/II maddesinin 1. bendinde yer alan iptal sebeplerinden sayılıp sayılmayacağı; özellikle, c ve d alt bentlerine istinat ettirilip ettirilemeyeceği söz konusu hukukî itiraz aşamasında kontrol edilemez. Federal Mahkeme’nin denetim yetkisi, iptali istenen kararın, devletin taraf olduğu bir milletlerarası sözleşmenin veya başka bir yasal düzenlemenin ihlâline istinat edip etmediğinin kontrolü ile sınırlıdır (ZPO m.1065/II). Eyalet Yüksek Mahkemesi tarafından yapılan bir yasa ihlâli, ancak, (ZPO m.1059 çerçevesinde) öngörülen iptal nedenlerinden birinin, onun tarafından dikkate alınmaması halinde söz konusu olabilir. Olayda ise, böyle bir durum söz konusu değildir. ZPO’nun 1059/II.maddesinin 1.bendinde yer alan iptal nedenleri, 2.bentte yer alan iptal nedenlerinden farklı olarak, ancak, hakem kararının iptalini isteyen tarafça gerekçeli olarak ileri sürülmesi halinde dikkate alınacaktır. Bu nedenle, yalnızca ilgili iptal nedenlerinin objektif olarak ileri sürülmesi yeterli olmayıp, aynı zamanda bu talebin mahkeme tarafından hakem kararının kontrolüne elverecek şekilde gerekçeli olarak ileri sürülmesi lüzumu söz konusudur. Davalı ön merciide (OLG), iptal talebini henüz şimdi (BGH aşamasında) ileri sürdüğü nedenlerle desteklememiştir. Halbuki, hakem kararının, Eyalet Yüksek Mahkemesi tarafından uygun şekilde denetime tâbi tutulmasında hukukî bir sakınca yoktur. Davalının artık bu aşamadan sonra, ilk olarak hukukî itiraz aşamasında (yani Federal Mahkeme karşısında) bu iptal nedenlerini ileri sürmesi kabul edilemez.

        Parg. 8.                  c) ZPO’nun 1063. maddesine göre, Eyalet Yüksek Mahkemesi sözlü duruşma yapmak zorunda değildir. Gerçi söz konusu 1063/II.maddede belirtilen hallerden ilkine göre, hakem kararının iptali talep ediliyorsa, mahkeme sözlü duruşma yapmak zorundadır. Böylece ZPO’nun 1059.maddesine göre, şeklî bir iptal usulü düşünülmüştür (BT Drucks 13/5274, 64, 65). Burada ise, bu durum söz konusu değildir. Burada söz konusu olan davalının iptal dilekçesi, daha çok, davacının hakem kararının icra edilebilirliğini talep etmesi üzerine verilmiş, sözde bir karşı beyan niteliğindedir. ZPO’nun 1063/II.maddesine göre, icra edilebilirlik aşamasında sözlü duruşmanın yapılmasını gerekli kılan ikinci ihtimal ise, ZPO’nun 1059/II.maddesi çerçevesinde iptali gerekli kılan hallerden birinin varlığıdır. Bu noktada, hakem kararının tanınması ve tenfizinin Alman kamu düzenine (ordre public) aykırı olmadığı açıktır. ZPO’nun 1059/II.maddesinin 1.bendinde yer alan iptal nedenleri, ZPO’nun 1063/II.maddesi çerçevesinde, ancak, gerekçeli olarak ileri sürülmeleri halinde dikkate alınabilir. Bu iptal nedenlerine dayalı talepler de, keza belirtilen nedenlerden dolayı reddedilebilir.  

 



*    Kararın orijinal almanca metni için bkz. MDR (Monatsschrift für Deutsches Recht) 1999, 1281.

** Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

[1]    Alman Medenî Usul Kanunu (ZPO)’nun, tahkim yargılamasını düzenleyen onuncu kitabı, 22.12.1997 tarihli ve 1.1.1998 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Kanun ile tamamen değiştirilmiştir. Tahkime ilişkin hükümler, değişiklikten sonra, ZPO’nun 1025-1066.m’leri arasında yer almıştır. Onuncu kitabın önsözünde de yer aldığı gibi, yeni düzenleme, Birleşmiş Milletler Ticaret Hukuku Komisyonu’nun (UNCITRAL), 11.12.1985 tarihinde yaptığı toplantıda, üye devletlere tavsiye niteliğinde çıkardığı, UNCITRAL Model Yasası’nın neredeyse tamamen iç hukuka aktarılmasından ibarettir. Bu tarihten yaklaşık üç buçuk yıl sonra, Türkiye’de 4686 sayılı ve 21.6.2001 kabul tarihli “Milletlerarası Tahkim Kanunu” kabul edilmiştir (RG.5.7.2001-24453). Bu Kanun da, neredeyse tamamen UNCITRAL Model Yasası’na uygun olarak çıkarılmıştır. Bu nedenle, aynı modeli kendi iç hukuk sistemine aktaran devletlerden biri olan Türkiye açısından, bu modeli kendisinden üç buçuk yıl önce uygulamaya geçiren Alman hukukunun ve uygulayıcısının tatbikatı ve tecrübesi önem arz etmektedir. Bu nedenle, Alman Federal Mahkeme Kararları’nın Türk hukuku açısından da dikkate değer olduğunu düşünmekteyiz: Türk hukukunda tahkime ilişkin yeni gelişmeler için bkz. KAPLAN, Y.: Milletlerarası Tahkimde Usule Aykırılık, Seçkin Yayınevi, Ankara 2002, s.200-209.

[2] BT-Drucks: Bundestagsdrucksache.