Guncelleme : 31.01.2017 20:16:01
 
 
 
 
Ana Sayfa Dergi Hakkında Yayın İlkeleri iletişim
 
 
Arama
Aramak için:
Site icinde Ara
Internette Ara


Site Icerigi
Makale
Çeviri
Belge
Karar Çevirisi
Kitap İncelemesi
Uluslararasi Sözlesmeler
Mahkeme Kararı
Kanun Tasarısı
Anayasa Mahkemesine İptal Başvurusu
Mevzuat
Yönetmelik Taslağı
Yönetmelik Değişikliği
E-Kitap

E-Akademi de"Makale" kategorisinde
55 sayfada Toplam 272 yazi bulundu.

Makaleler / Articles / Aufsätze / Articles
  TÜRKİYE’DE CUMHURBAŞKANININ GÖREV SÜRESİNE İLİŞKİN HUKUKİ BİR DEĞERLENDİRME

Çağdaş siyasal sistemlerin bazısında sembolik, bir kısmında ise etkin bir konumda bulunan devlet başkanlığı makamı; kral, imparator veya hükümdar biçiminde adlandırılan bir monarktan tutun, cumhuriyet devlet biçimini kabul eden ülkelerdeki ifadesiyle cumhurbaşkanına kadar değişik terimlerle adlandırılmaktadır. Veraset yöntemiyle belirlenen monarkların süresi ömür boyu iken, yasama organı veya halk tarafından seçilen cumhurbaşkanlarının ise, ülkeden ülkeye değişmekle beraber, genelde anayasayla düzenlenen belli görev süreleri bulunmaktadır.
Bu bağlamda Türkiye’ye bakıldığında, cumhurbaşkanının görev süresinin, 2007 yılında yapılan 5678 Sayılı Anayasa değişikliğine kadar 7 yıl olup, bir defa seçildiği ve bu değişiklik sonrasında ise, görev süresinin 7 yıldan 5 yıla indirilip, halk tarafından iki defa seçilebilme şansına sahip olduğu görülmektedir. İşte tam bu noktada ülkemizde anayasal gündemi yer yer meşgul eden, ancak hala net bir sonuca varılamamış bir problem karşımızda durmaktadır. O da; hâlihazırda görevini sürdüren cumhurbaşkanının bu anayasa değişikliğinden önce seçilip göreve başladığında 7 yıl olan cumhurbaşkanlığı süresinin, daha görevinin ikinci ayında iken 5 yıla indirilmesi karşısında, bu sürelerden hangisine tabi olacağı problemidir. Bu çerçevede hâlihazır cumhurbaşkanının, eski ve yeni anayasal hükümlerden hangisine tabi olacağı konusu kamuoyunda tartışılmaya devam etmektedir. Bu kısa çalışmayla, mevcut cumhurbaşkanının görev süresi konusundaki bulanık ve puslu havanın dağıtılmasına yardımcı olmak hedeflenmiştir. Çalışmanın başlığında da vurgulandığı üzere konu, siyasal olmaktan çok, hukuki bir yaklaşım çerçevesinde ele alınmıştır. Zira bu problemin, ancak hukuki ilkelerin ışığında yapılacak bir yorum ve değerlendirmeyle çözülebileceği düşünülmektedir.

Yazan : Cengiz Gül
Bu yazı dergimizin 103. sayisinda (EYLÜL 2010) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 1099 kez okunmustur.

  WHAT ACCOUNTS FOR MILITARY INTERVENTIONS IN POLITICS: A CROSS-NATIONAL COMPARISON

Military interventions in politics are very common both in developing democratic or totalitarian regimes. There are various theories about the causes of military interventions; (1) socio-economic development, (2) political development, (3) the centrality of military, (4) conflict, and (5) regional differences. This paper aims to answer the question of “What accounts for the varying incidence of military interventions across countries?” The hypotheses derived from relevant theories were tested across nations. The occurrences of coups were estimated by using an ordinary least square (OLS) multiple regression method for the period between 1970 and 1980. Main problem with comparative study is to find current and dependable data. The years are backdated because of unavailability of the data in developing countries regarding military interventions.

Yazan : Murat ÖNDER
Bu yazı dergimizin 102. sayisinda (AĞUSTOS 2010) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 80139 kez okunmustur.

  KLONLAMA VE KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARI KARŞISINDA İNSAN ONURUNUN KORUNMASI HAKKI

Genetik mühendisliğindeki gelişmeler son yıllarda gerçekten baş döndürücü bir hıza ulaşmış durumdadır. Gen teknolojisi uygulamaları, hastalıkların teşhisinden tedavisine, yeni besin kaynaklarının oluşturulmasından nesli tükenmekte olan hayvanların üretilmesine kadar uzanan geniş bir yelpazeye hizmet veren bir potansiyele sahip olup, günümüzde yaşamın her alanında etkisini göstermektedir. Özellikle tıp, tarım-hayvancılık, gıda, kimya, enerji ve çevre endüstrileri, gen teknolojisinden yoğun bir şekilde yararlanmaktadır. Ancak gen analizi çalışmaları, beraberinde bir takım soru ve sorunların da ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu çerçevede, yeni bilimsel ve teknik ilerlemelerin insanlığın yararına olacağına ilişkin yaygın değer yargısının yerini ise, şimdilerde insanların şüpheci yaklaşımı almaya başlamıştır . Mesela gen teknolojindeki gelişmeler sonucunda insan kopyalamanın da mümkün hale gelmesi veya istenen özelliklere sahip insan ya da insan organı sipariş etmenin önünün açılması türünden gelişmeler, bir takım etik ve hukuki problem ve sorgulamaları da beraberinde getirmektedir.

Yazan : Cengiz Gül
Bu yazı dergimizin 101. sayisinda (TEMMUZ 2010) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 4172 kez okunmustur.

  MEDENİ YARGILAMA HİZMETLERİNİN BEDELSİZ OLMAMASI ve NEDENLERİ

Demokratik ülkelerin devlet sistemlerinin yapısında, güçler ayrılığı ilkesi esastır (Any. m. 7,8,9 ve m. 75 vd.). Bu güçler, yasama, yürütme ve yargı olup, prensip olarak birbirlerinden bağımsız bir şekilde hareket ederler. Ancak, gerçekte yürütme, ayrı bir organ olmasına rağmen, yasamanın denetimine, yasama organı ise, yaptığı işlemleri itibariyle bir yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabidir (Any. m. 148) Buna karşılık, yargı organı ise, diğer iki güçten herhangi bir emir ve talimat almadan ve herhangi bir denetime tabi olmadan bağımsız bir şekilde, mahkemeler aracılığıyla, yargı işlerini yürütür ve karar verir. Bu kararlar da, yasama ve yürütme dâhil olmak üzere herkesi bağlar (Any. m.138).



Yargı hizmetleri, bir çok hizmetten farklı olarak bizzat devlet tarafından kişilere götürülmesi gereken asli bir hizmet türüdür. Devlet, üstlendiği tüm hizmet türlerinde olduğu gibi, yargılama hizmetlerini bireye sunarken bir takım giderler yapar. Zira, yargı organının, bu yargılama hizmetlerini verebilmesi için, yeteri miktarda mahkemelerin kurulmasına ve personele ihtiyaç vardır. Özellikle, bu hizmetlerin en iyi derecede sunulmasına çaba gösterilmesi halinde, söz konusu giderlerin miktar olarak maksimum seviyeye çıkması kaçınılmazdır. Kurulan mahkemeler, istihdam edilen personel sayısı ve yerine getirilen hizmetin yoğunluğu dikkate alındığında, devletin, bu giderleri doğrudan hazineden karşılayarak altından kalkması oldukça zordur. Hem, bu hizmetlerin en iyi şekilde sunulması ve hem de hak arama özgürlüğünün suiistimal edilmemesi için, yargılama hizmetlerini talep eden kişilerin de, bu giderlere kısmen de olsa katılması devlet tarafından istenmiş ve bu katılma, medenî yargılamanın bir ön şartı olarak kabul edilmiştir.



Medenî yargılama sistemimizde taraflar, yargılamanın başlatılması, yürütülmesi ve sonuçlandırılması; kısaca yargılama hizmetlerinden faydalanmak için hâkime herhangi bir ödemede bulunmazlar. Fakat, tarafların yargılama dolayısıyla devlete bir miktar para ödemeleri, kanunlarımız tarafından kabul olunmuştur (HUMK m. 413 vd.). Yargılama hizmetleri için yapılan giderleri, hukuk sistemimizdeki mevcut düzenlemeye göre, makro giderler ve mikro giderler olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Makro giderler, devlet tarafından ülke çapında ayrım gözetmeksizin yapılan, objektif ve büyük ölçekli giderlerdir. Bu giderlerin kapsamına, yargı çalışanlarının maaş ve diğer ödenekleri, kira, elektrik, su masrafları gibi kalemler girer. Mikro giderler ise, küçük ölçekli olup, o hizmetten yararlanmak isteyen kişiler tarafından yapılırlar. Kişilerin, yargılama hizmetlerinden faydalanması, genelde cebri icra takibi yapma veya dava açma yoluyla gerçekleştiği için, yargılama giderleriyle karşılaşması da, takip veya dava aşamasında olmaktadır. Ancak, kişinin yaptığı giderler, nitelikleri itibariyle, bireye sunulan yargılama hizmetinin karşılığı olmaktan uzak olduklarından, sadece devletin yaptığı giderlere birer katkı niteliğindedirler.



Yargılama hizmetlerinden faydalanmak isteyen kişinin yapacağı ödemeler, yargılama harçları ve diğer yargılama giderlerinin toplamından oluşur. Yargılama harçları, Harçlar Kanunu’nda, 1- sayılı tarifede, “Yargı Harçları” başlığı altında düzenlenmiş olup, ilke olarak yargı hizmetlerinden faydalanmak isteyen kişilerden tahsil edilirler. Bu harçların nasıl alınması gerektiğine ilişkin hususlar, Harçlar Kanunu ve Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’nda belirtilmiştir. Harçların dışındaki diğer yargılama giderleri ise, yargılamanın ilerlemesi ve amacına ulaşılabilmesi için, gerekli görülen işlemlerden doğan giderlerdir. Bu giderlere, bilirkişi, tanık, tebligat, keşif vb. işlemlerden faydalanmak için yapılan giderler örnek olarak verilebilir.



 



Yazan : Cumhur Rüzgaresen
Bu yazı dergimizin 100. sayisinda (HAZİRAN 2010) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 1886 kez okunmustur.

  BASEL II YENİ SERMAYE YETERLİLİĞİ UZLAŞISININ UYGULANMASINDA GEREKSİNİM DUYULAN KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER VE TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİMİ

Dünyada finansal sistemde yaşanan hızlı küreselleşme neticesinde, finansal piyasalar arasındaki etkileşim artmıştır. Hatta, finans piyasalarında zaman zaman ortaya çıkan krizler küresel finansal sistemin tamamını tehdit eder hale dönüşmüştür. Bu ortamda, finansal sistemin düzenlenmesine yönelik çeşitli küresel standartlar oluşturulması ihtiyacı doğmuş olup, Basel II Sermaye Yeterliliği Uzlaşısı finansal sistem içerisinde ağırlıklı payı alan bankacılık sistemine ilişkin bu düzenlemelerin odağında yer almıştır.

Yazan : İlhan Şahin
Bu yazı dergimizin 99. sayisinda (MAYIS 2010) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 1466 kez okunmustur.


Bulunan Sayfa(lar) : 1/ 2/ 3/ 4/ 5/ 6/ 7/ 8/ 9/ 10/ 11/ 12/ 13/ 14/ 15/ 16/ 17/ 18/ 19/ 20/ 21/ 22/ 23/ 24/ 25/ 26/ 27/ 28/ 29/ 30/ 31/ 32/ 33/ 34/ 35/ 36/ 37/ 38/ 39/ 40/ 41/ 42/ 43/ 44/ 45/ 46/ 47/ 48/ 49/ 50/ 51/ 52/ 53/ 54/ 55/
Site Menu

 




Bu site INTERNETsahibi Int. Hiz. Tarafindan Host Edilmektedir.
Ttec Plus Cep Telefonu Aksesuarı