Guncelleme : 31.01.2017 20:16:01
 
 
 
 
Ana Sayfa Dergi Hakkında Yayın İlkeleri iletişim
 
 
Arama
Aramak için:
Site icinde Ara
Internette Ara


Site Icerigi
Makale
Çeviri
Belge
Karar Çevirisi
Kitap İncelemesi
Uluslararasi Sözlesmeler
Mahkeme Kararı
Kanun Tasarısı
Anayasa Mahkemesine İptal Başvurusu
Mevzuat
Yönetmelik Taslağı
Yönetmelik Değişikliği
E-Kitap

E-Akademi de"Makale" kategorisinde
55 sayfada Toplam 272 yazi bulundu.

Makaleler / Articles / Aufsätze / Articles
  İSLAM-OSMANLI HUKUKUNDA DEVLET BAŞKANININ GÖREVİNİN SONA ERME ŞEKİLLERİ

Bilindiği üzere devlet başkanının göreve geliş ve bu görevden ayrılış biçimi, o devletin şeklini belirlemekte kullanılan en önemli ölçüdür. Devlet başkanı seçimle işbaşına geliyor, belirli bir süre sonra görevi so-na eriyorsa bu devletin şekli cumhuriyet, seçim dışında bir yöntemle iş-başına geliyor ve görevden ayrılması belirli bir süreye bağlı değilse bu devlet şekline de krallık denmektedir. Bu noktada devlet başkanı için kullanılan unvanların da önemi yoktur . Başka bir ifade ile bir devletin şeklini belirlemek için o devlette devle başkanı için kullanılan unvan değil, iktidara gelişi ve iktidardan gidişi önemlidir. Biz bu inceleme-mizde sadece İslâm-Osmanlı hukukunda devlet başkanının görevinin sona erme şekilleri üzerinde duracağız. Bilindiği üzere Osmanlı devleti bir taraftan eski Türklerin diğer taraftan da Müslüman devletlerin gele-neklerini devam ettiren Türk-İslam devletlerinin devamı olduğundan, konunun kökenlerine inmek gerekecektir. Bununla birlikte burada bü-tün eski Türk devletleri ve İslam devletleri ile Türk-İslam devletlerinde devlet başkanının görevinin sona erme şekilleri üzerinde durmamızın mümkün olmadığı açıktır. Zira her konuda olduğu gibi bu konuda da farklı uygulamalara sahip ve yüzyıllarla ifade edilen tarihi gelişim hak-kında genellemelerle hüküm vermek bizi hatalı sonuçlara götürebilir. Bu nedenle biz burada asıl olarak Osmanlı devletinde devlet başkanının görevinin sona erme şekilleri üzerinde duracak, sadece ihtiyaç duyduk-ça eski Türk ve İslam devletlerindeki uygulamalara temas edeceğiz.

Eski Türklerde devlet başkanı ölünceye kadar görevde kalırdı. Sadece hakan belirli suçları işlerde görevden alınır daha doğrusu hal’ edilirdi. Eski Türklerde tahttan indirilmeyi gerektiren günah, töreyi terk etmek-ti . Bilindiği üzere töre, eski Türklerde, hukuk kuralları anlamında kul-lanılan bir kavramdı . Töreyi ihlal etmenin yanında istisnai uygulamalar da söz konusu olabilirdi. Sözgelimi İkinci Göktürk devletinde İnal Ha-kan (716-?) iç karışıklıkları önleyemediği gerekçesi ile tahttan indiril-mişti . Şu halde eski Türklerde devlet başkanları genelde ölümlerine kadar görevde kalmışlar, ancak töreyi ihlal eden veya kamu düzeninin bozulmasına engel olamayanlar da hal’ edilmişlerdir. Ancak bu son iki halin kural değil bir istisna olduğu söylenebilir.

Yazan : Osman KAŞIKÇI
Bu yazı dergimizin 30. sayisinda (AĞUSTOS 2004) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 2580 kez okunmustur.

  Siyasi Hakimiyetin Kaynağı Meselesi ve Osmanlı Telakkisi

Hakimiyet (egemenlik) çeşitli açılardan ele alınabilecek bir konudur. Devletin unsurları arasında bulunan “hakimiyet” ile devlet içinde buyurma yetkisi veren “hakimiyet”in birbirinden farklı yönleri olduğunu belirtmek gerekir. Bu çalışmada, genel olarak hakimiyet kavramı yerine, daha dar anlamda, devlet içinde siyasi iktidarın meşruiyetini kastederek, siyasi hakimiyetin kaynağını ele alacağız.



Siyasi hakimiyetin kaynağı meselesi, yüzyıllardır tartışılan ve üzerinde kesin bir mutabakata varılamamış bir konudur. Bu çalışma da, konuyla ilgili son bir söz söylemeyi değil, sadece tartışmalara katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Hakimiyetin kaynağı meselesini incelerken, önce bu meselenin doğduğu ve geliştiği dünyayı tanımak, sair kavramlarla olan münasebetlerini tespit etmek gerekmektedir. Siyasi hakimiyet meselesi ve buna bağlı tartışmalar, teorik bir konu olarak Batı dünyasında, özellikle de Fransız hukuk ve siyaset literatüründe görülmektedir. Bu sebeple, tarihi arka planı vermeye çalışırken, Batı – Doğu veya İslam tarihi ayrımı yapmaya gerek görmüyoruz; tarihi arka plan, Batı’da, özellikle Fransa’da ortaya çıkan ve gelişen fikir ve olaylara münhasır olacaktır. Bir olgu olarak hakimiyetin mevcudiyeti ile, teorik tartışmaların ve siyasi modellerin konusu olarak hakimiyet meselesi ayrı değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, meseleye realist bir perspektifle yaklaşmaya, meselenin siyasi ve sosyal hayat pratiğindeki izdüşümlerini, uygulamada ifade ettiği manayı tespit etmeye çalışacağız.

Yazan : Mustafa ŞENTOP
Bu yazı dergimizin 29. sayisinda (TEMMUZ 2004) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 5209 kez okunmustur.

  Heidegger`de Ölüm Kavramının Analizi

Heidegger ölümle ilgili düşüncelerini baş yapıtı olan “Varlık ve Zamanda“ ‘Varlık ve Zamanlılık’ başlığı altında inceler. Konumuzu sınırlamak bakımından şunu belirtmeliyiz ki; Heidegger`in ilgilendiği ölüm, insanın iradesiyle kendi yaşantısına son vermesi olmayıp, insan iradesinin dışında kalan ve günlük hayatta ’ölmekten’ anladığımız şeydir. Ona göre ölmek zorunda olmak insanın kendi isteğiyle seçmiş olduğu bir varlık biçimi değildir. Heidegger`de insanın ölümlü olması onun özgürlüğü ile yakından ilgilidir. İnsan ölüm sayesinde kendi özgürlüğünün farkına varmaktadır.

Heidegger ölüm tahlilinde intiharı bir kenara bırakır. ‘Varlık ve Zamanda’ bu konuyla ilgili septiklerin insanın kendi hayatına son vermesini niçin olumlu bulduklarına dair birkaç satırlık bir açıklama bulunmaktadır. Ona göre; septiklerin intihara olumlu bakmalarının sebebi onların ’Varlık ve Gerçeklik`ten’ şüphe etmeleridir. Heidegger daha sonraki eserlerinde bu konuyu ele almamış ve ölüm analizinde bu konu etkili olmamıştır. İnsanlar ölümü ancak ‘Ölebilmek’ olarak algılayabilirler ve bu anlamda ölüm düşünce ve güç açısından insan iradesini aşmaktadır. Heidegger`e göre ölümün insana ’sevecen’ gelen bir tarafıda vardır. Biz ölümü ’Hiçliğin Çığlığı’ olarak severiz ve varlık olarak varlığa ait özsel ilişkimizi ölüm sayesinde düzenleriz. Bundan dolayı Heidegger`de insan özünün gerçekleşme şartlarından biri, insanın ölüm karşısında duymuş olduğu korku ve kaygıdan kurtulup ona kaşı durma ve ona dayanmasıdır.


Yazan : Arslan TOPAKKAYA
Bu yazı dergimizin 29. sayisinda (TEMMUZ 2004) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 13355 kez okunmustur.

  GELİRİN OLUŞUMU VE MALİYETİ

Gelirler işletmenin dönem içindeki olağan faaliyetleri sonucunda elde edilen ekonomik yararların brüt tutarlarıdır. 01.01.1997 tarihinde yürürlüğe giren TMS-04, Satışlar ve Diğer Olağan Gelirler standardının amacı , olağan işlemler ve olaylar sonucu elde edilen gelirler ve karların muhasebeleştirilme yöntemlerini belirlemektir. Bu standart sözü edilen kriterlerin oluştuğu ve dolayısıyla gelirin tahakkuk ettirileceği koşulları tanımlamaktadır. TMS-04, Mal ve Hizmet Satışları (Brüt Satışlar) ve Diğer Olağan Gelir ve Karlardan kaynaklanan gelirlerin muhasebeleştirilmesinde kullanılır :


Tüm dünyada uygulanarak bir benzerlik taşımaya başlayan muhasebe standartlarına uyumla ilgili olarak mesleki organların ya da kuruluşların kabul etmiş oldukları ve muhasebenin dayandığı genel ilkeler diğer bir deyişle muhasebe biliminin temel kavramları, GKGMP olarak adlandırılmaktadır . Ülkemizde tespit edilen GKGMP , uluslararası alandaki GKGMP (Generally Accepted Accounting Principles, GAAP) açısından TMS-04, Satışlar ve Diğer Olağan Gelirler standardının kabulüyle Gelir Prensibi (Revenue Principle) ve Denklik Prensibi (Matching Principle) olmak üzere iki önemli farklılık içermektedir. Gelir Prensibi, Gelirin Oluşumuna ve Denklik Prensibi ise Gelirin Maliyetine yöneliktir. Gelirin oluşumu ile gelirin maliyetini uluslararası ve ulusal GKGMP’nin Gelir Prensibi ile Denklik Prensibi yönüyle farklılığını ortaya koymak makalenin amacını oluşturmaktadır.


Yazan : Murat ERDOĞAN
Bu yazı dergimizin 29. sayisinda (TEMMUZ 2004) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 3663 kez okunmustur.

  MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunumuzda değişiklik yapan 17.07.2003 tarih 4949 sayılı Kanunla hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi düzenlenmiş bulunmaktadır: “Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato”.
İsviçre’de 1949 yılına kadar kanunla düzenlenmemiş olan malvarlığının terki suretiyle konkordato 28.9.1949 tarihli bir Kanunla (SchKG Art. 316a-316t hükümleriyle) pozitif bir düzenlemeye kavuşturuldu.

Yazan : Seyithan DELİDUMAN
Bu yazı dergimizin 28. sayisinda (HAZİRAN 2004) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 3037 kez okunmustur.


Bulunan Sayfa(lar) : 1/ 2/ 3/ 4/ 5/ 6/ 7/ 8/ 9/ 10/ 11/ 12/ 13/ 14/ 15/ 16/ 17/ 18/ 19/ 20/ 21/ 22/ 23/ 24/ 25/ 26/ 27/ 28/ 29/ 30/ 31/ 32/ 33/ 34/ 35/ 36/ 37/ 38/ 39/ 40/ 41/ 42/ 43/ 44/ 45/ 46/ 47/ 48/ 49/ 50/ 51/ 52/ 53/ 54/ 55/
Site Menu

 




Bu site INTERNETsahibi Int. Hiz. Tarafindan Host Edilmektedir.
Ttec Plus Cep Telefonu Aksesuarı