Guncelleme : 31.01.2017 20:16:01
 
 
 
 
Ana Sayfa Dergi Hakkında Yayın İlkeleri iletişim
 
 
Arama
Aramak için:
Site icinde Ara
Internette Ara


Site Icerigi
Makale
Çeviri
Belge
Karar Çevirisi
Kitap İncelemesi
Uluslararasi Sözlesmeler
Mahkeme Kararı
Kanun Tasarısı
Anayasa Mahkemesine İptal Başvurusu
Mevzuat
Yönetmelik Taslağı
Yönetmelik Değişikliği
E-Kitap

E-Akademi de"Makale" kategorisinde
55 sayfada Toplam 272 yazi bulundu.

Makaleler / Articles / Aufsätze / Articles
  CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNDA GİZLİ TANIKLIK

Tanıklık, ceza muhakemesinde en etkili ispat vasıtalarından biridir. Kamusal bir görev ifa eden tanıkların, doğruyu söyleme yükümlülüğünün bulunması sebebiyle, beyanlarından olumsuz etkilenecek kişilerin yaratabileceği potansiyel tehlikelere karşı da korunması gerekir. Özellikle organize suçlarda, bu tehlike daha da artmaktadır. Gerçekten de, tanık beyanının sağlamlığının teminat altına alınması, tanıklık faaliyetinin öncesi ve sonrasında, tanığın fiziki, ruhi varlıklarının muhafazası, maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için temel bir gerekliliktir. Ancak tanığı korumaya yönelik tedbirler, bir taraftan da ceza muhakemesinin vasıtasızlık, silahların eşitliği, duruşmanın aleniliği gibi ilkelerine de aykırılık oluşturabilir. Bu nedenle, tanıkların korunmasına ilişkin hükümlerin tesisinde ve öngörülen tedbirlerin uygulanmasında, tarafların hak ve menfaatleri arasındaki dengenin gözetilmesi ve ölçülülük ilkesine riayet edilmesi şarttır.

Yazan : Yrd. Doç. Dr. Yusuf YAŞAR
Bu yazı dergimizin 133. sayisinda (EKİM 2013) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 1189 kez okunmustur.

  İSVİÇRE MEDENİ KANUNUNUN TIBBÎ TEDBİRLERDE TEMSİL HAKKINDAKİ YENİ HÜKÜMLERİNE BAKIŞ

İsviçre Medenî Kanununda 2008 yılında yapılan kapsamlı değişiklik çerçevesinde tıbbî tedbirlerde temsil hakkında yeni hükümler getirilmiştir. Bu hükümlerde, ayırt etme gücüne sahip olmayan bir kişiye yapılacak tıbbî müdahaleye ilişkin olarak kim tarafından karar verileceği ve bu esnada nasıl hareket edileceği hususu düzenlenmiştir. Temsile yetkili kişiler ise belirli bir kanunî sıra düzeni içinde tespit edilmişlerdir. Bu kanunî sıra düzeninde temsil yetkisi, ilk olarak bir hasta vasiyetinde veya bir tedbir amaçlı vekâlette gösterilen kişiye aittir. Böylece tıbbî müdahale yapılacak kişi tarafından ayırt etme gücünün bulunduğu esnada bizzat belirlenen kişilerin, temsil yetkisi bakımından önceliği söz konusu olmaktadır. Diğer taraftan bu sıra düzeni içinde kanunda öngörülen şartlar dâhilinde aile fertlerine de temsil yetkisi tanınmıştır. İsviçre kanun koyucusuna göre aile fertlerine tıbbî temsil yetkisinin tanınmasıyla, aslında uygulamada karşılaşılan bir durum, normlaştırılmış; ayrıca bu suretle aile içi dayanışma da güçlendirilmek istenmiştir.

İsviçre kanun koyucusu, tıbbî tedbirlerde aile fertlerine de temsil yetkisi tanıyan hükümleriyle, Biyotıp Sözleşmesiyle uyumlu bir düzenleme getirmiştir. Bize göre uygulamada getirdiği pratiklik ve sağlayacağı hukukî güvenlik açısından Türk hukukunda da bu yönde bir düzenlemeye gidilmesi isabetli olacaktır. Diğer taraftan hasta vasiyeti veya tedbir amaçlı vekâlet gibi, kişinin, gelecekte artık muktedir olmadığı bir zaman için, tıbbî konularda önceden kendi tedbirini alabilmesine imkân veren tasarruflara ilişkin olarak da gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Ancak temel kişilik değerlerini doğrudan ilgilendiren bu yöndeki düzenlemelerin, kapsamlı bir tartışma ve değerlendirme sürecini gerektireceği açıktır.

Yazan : Yrd. Doç. Dr. S. Hülya İMAMOĞLU
Bu yazı dergimizin 132. sayisinda (NİSAN 2013) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 971 kez okunmustur.

  Türk Borçlar Kanunu’nda Alıcının Genel ve Sonraki İfa Talebini Üzerine CISG Işığında Eleştirel Bir Değerlendirme

1)Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (CISG)’nınTürk satım hukuku bakımından önemi
Satım hukukunun yeknesaklaştırılması çabalarının son 30 yıldaki en önemli başarısı sayılan CISG,bir yandan uluslararası satımlarda tacirlerin karşılaştıkları problemleri bertaraf etmeyi amaçlarken, diğer yandan Avrupa’nın değişik ülkelerindeki, bilhassa Almanya ve Hollanda borçlar kanunu reformlarında önemli ölçüde göz önünde bulundurulmuş ve bu ülkelerin yeni borçlar kanununlarına kaynaklık etmiştir.

Yazan : Sinan OKUR
Bu yazı dergimizin 131. sayisinda (MART 2013) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 1508 kez okunmustur.

  ÜYTE MERKEZLERİNİN HUKUKÎ SORUMLULUĞU 1

Döllenme, erkek üreme hücresinin dişi üreme yollarına konması işlemini ifade etmektedir. Tohumlama ve ilhak “döllenme” ile eşanlamlıdır. Döllemek (tohumlamak, ilhak etmek) eylemine konu olmaya ise dölleme denir. Fizyolojik anlamıyla döllenme, eşeyli varlıkların üremesi sırasında, dişi gametle (yumurta) erkek gametin (sperm) döllenmiş bir yumurta oluşturmak üzere birleşip kaynaşmasıdır . Doğal bir şekilde gerçekleşmesi gereken üreme her zaman mümkün olamamaktadır. Doğal yolla ana baba olma, korumasız gerçekleşen ve bir yıl süren cinsel birliktelik sonucu kadının hamile kalamamasıdır. Bir yıllık süre ilerlemiş yaş durumlarında, altı aylık süre olarak hesaplanır . Doğal yollarla anne baba olamayan çiftlerin imdadına yapay üreme ve gen teknolojisi alanındaki hızlı gelişmeler yetişmektedir . Kişilere çocuk hasretini bitirecek değişik alternatifler sunulmaktadır. Bunlar arasında sperm bankaları, In-Vitro uygulamalar başı çekmektedir . İnsanların çocuk hasreti canlılığın tabii bir işlevi olan üreme, gelişen türleri ve neticeleri itibarıyla hem tıbbî hem de hukukî, sorunları beraberinde getirmiştir. Yardımcı üreme metotları, kişilere çocuk hasretini tattırmada en büyük destektirler. Yapay döllenme ise, bunlardan birisidir . Yapay döllenme dar ve geniş anlamda iki farklı tanıma sahiptir.

Yazan : Yrd.Doç.Dr. Hayrunnisa Özdemir
Bu yazı dergimizin 130. sayisinda (ŞUBAT 2013) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 1181 kez okunmustur.

  TÜRKİYE’DE SOSYAL DEMOKRAT DÜŞÜNCE İÇİN ALTERNATİF BİR TEMEL ARAYIŞI

Türkiye’de, sosyal demokrat düşüncenin toplumla bağ kuramadığı herkesçe kabul edilen bir düşüncedir. Bunu, pratik siyaset düzleminde alınan seçim sonuçları da doğrular niteliktedir. Bu makaledeki amaç, Batı’nın toplumsallığından türemiş bir sosyal demokrat düşüncenin tamamen, birebir aktarılmasına karşı çıkarak, doğunun kendi öz değerlerinde(hakkaniyet düşüncesi)var olduğu düşünülen sosyal demokrat bir düşünce yapısını ortaya koymaktır. Türkiye’de sosyal demokrat düşüncenin toplumla bağ kurması da, ancak toplumun sahip olduğu değerlerle inşa edilmiş bir düşünce sistemi ile mümkündür. İslami Kaynaklar, Osmanlı İmparatorluğu ve Türk-İslam Düşünürleri, sosyal demokrat bir bakış açısı ile analiz edildiğinde, Türkiye’desosyal demokrat bir düşüncenin inşası için alternatif birer kaynak teşkil edebilecekleri görülebilir.

Yazan : Candaş Can
Bu yazı dergimizin 129. sayisinda (KASIM 2012) yayinlanmis olup.
Simdiye kadar 1025 kez okunmustur.


Bulunan Sayfa(lar) : 1/ 2/ 3/ 4/ 5/ 6/ 7/ 8/ 9/ 10/ 11/ 12/ 13/ 14/ 15/ 16/ 17/ 18/ 19/ 20/ 21/ 22/ 23/ 24/ 25/ 26/ 27/ 28/ 29/ 30/ 31/ 32/ 33/ 34/ 35/ 36/ 37/ 38/ 39/ 40/ 41/ 42/ 43/ 44/ 45/ 46/ 47/ 48/ 49/ 50/ 51/ 52/ 53/ 54/ 55/
Site Menu

 




Bu site INTERNETsahibi Int. Hiz. Tarafindan Host Edilmektedir.
Ttec Plus Cep Telefonu Aksesuarı